ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 24 Nisan 2005 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

CAMDAKİ
YÜZ

Makale : Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU
(Edip, Muharrir, Tarihî Romancı, Yazar, Öğretmen)


Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU

CAMDAKİ YÜZ
(Makaleyi Gönderenler : Bekir ALTINDAL ve Bekir AKSOY)
(Zaman Gazetesi - ??.04.1997 Perşembe Yazıları Köşesi'nde Yayımlandı.)

            Türk milletinin insanları üç şeye meraklıdır, bunları pek sever; deliyi, veliyi, yeniyi!

            Hemen her köyün, orta boy kasabasının, kentinin bir ünlü delisi vardır; şimdi yoksa bile benim çocukluğumda vardı. Zararsızdırlar. Herkes gibi ortalıkta dolaşırlardı. Kimi hüzünle seyreder, kimi acıyarak bakar, kimi ibret bakışlarında gözler, kimi de dalaşmayı sever türlerden yaratılmış olduğu için eğlenceliğe alır, takılır, çevreyi güldürürken gülünçleştiğinin farkına varmadan o zararsız deliyle eğleşir idi.

Sepetci Sokak

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 10.02.2003

            Şimdilerde herkes bir türlü geçim derdine düştüğü, hele büyük şehir sokaklarında şurda burda öldürecek vakit bulamadıkları için, bir de avanak camı televizyon var iken gayrisi önemsizleştiğinden ortalıkta benim sözünü ettiğim deliler de kalmadı deli severler de!

            Belki kasaba köylerinde, kentlerin kıyı mahalle kahvelerinde tek tük görülüyorlardır. Yirmi otuz yıl öncelerine kadar İstanbul'da bile Aksaray - Taksim, Sütlüce - Şişhane arasında elde direksiyon simidiyle gidip gelen ve kendini kâh taksi, kâh taksi şoförü sayan üşütükler herkesçe görülür, bilinirdi.

 1939/Askerlik Şubesi Personeli (Kale)

            1948'li yıllarda Üsküdar - Kadıköy arasında tramvay yerine gidip gelen bir yarı akıllı da, arada sırada tramvay çanı sesinde ortalığı çınlatışı ile ünlüydü. Ahmediye'den Doğancılar Yokuşu'nu tırmanırken zorlanışı, Haydarpaşa Yokuşu'nu inerkenki fren gıcırtısı, Tunusbalığı dönemecindeki sarsılışı görülmeye değerdi.

            Bunlar sokağın bildiği zararsız delilerdendi. İnsanlar onları kollar, gözetir, korurdu. Şimdi bir benzerleri yok, veya herkes kendini öyle sanıyor da kimse kimsenin farkında değil.

            Her köyün bir delisi olduğu gibi muhakkak bir de velisi bulunurdu... Yatır idi, evliyâ idi, eren idi; kutsal bilinirlerdi. Aldan mora, kırmızıdan yeşile bez, çaput, yemeni, yeldirme, çeşit çeşit bağlantılar velinin baş ucundaki ağacın dallarından salkım salkım sallanırdı.

Şeyh Nusrettin Tekkesi'nin İç Mekânı

Şeyhnusrettin (Tekke) Köyü

            Adak yerlerinde eskisinden yenisine izlenmiş adak kanları toprağını sular, mumluğunda is karasında eriyip akmış mum artıkları evliyâ mezarından önce dikkat çekerdi.

            Göç, umut, geçmiş güvencesi ve gelecek arzularının kaynağı bilindikleri ve öyle olageldikleri için pek sık ziyâret edilen yerlerin başında gelirlerdi. Onlar da sevilir, sayılır, medet umulur, onlar da korunur, kollanır, gözetilirdi; fakat her vakit büyük saygı duygularında ve çekinişlerde, biraz da korkarak...

            Ve bunların, bu velilerin, yatırların, evliyâların, erenlerin hepsi eski zaman insanları idi; ne kadar eskidiyse o kadar çok kutsallaşarak saygınlaşırlardı. 1950'li yıllardan sonra o kadar çok azaldılar ki veliye hayran Türkmen yenisini bulamaz olunca eskilerine daha çok sarılır oldu. Paranın yükselişi ruhun çöküşünü nasıl hızlandırdıysa velileri de ortalıktan çeker oldu.

            Delisi velisi bolca Türkmen'in yeniye olan merakı da bir haylicedir. Bu huyunu iyi bilenler bu bakımdan Türkmen'i yönlendirmekte zorluk çekmezler. Ortalıkta dolanan söylentiler biraz eskidi mi yenilenmişinin o anda piyasaya sürülmesi bu yüzdendir. Sivrilmiş bir kişinin azıcık köhneleşmişini, Türkmen'in bu huyunu bilenler ortalıkta fazla gözüktürtmezler, allayıp pulladıkları yenisi ile değiş tokuş ediverirler.

            Düne kadar omuzlarda taşıdığını bir çırpıda yere indiriveren, hattâ yok ediveren ve yenisine sarılan insanlar yabanın elinde de vardır var olmasına da, belki daha da çokçadır ve lâkin Türkmen milletinin hızlılığı hiçbir milletin insanında yoktur.

            Bunu bir kusur bellemek kadar hata yoktur; Türkmen'in yeniye merakı bir kusur değildir, hayır... Deliye veliye merakı kadar hoştur, güzeldir ve yaklaşım bakımından da yapıcıdır. Bu sebepten gerektiğinde yenilenmenin geçiş sıkıntıları kolay atlatılır; her yenilenmenin bâzan çok gerekli bâzan çok yersiz ve gereksiz istemezükçülerinin direnci ve direnişi yine bu yüzden zorlanmadan geçiştirilir.

            Sözün kısası bu bizim gerçekten sevimli ve yücelmiş Türkmen'imizin birbirine bağlı bu merakları, sevgileri ve arayışları bugünkü varlığımızı oluşturan kültürümüzün ürünlenmesini sağladığı kadar medeniyetimizin yol alışındaki hareketlenmeye de büyük katkılarda bulunmuştur.

İsmet İnönü

            Konuyu, benim gibi bir sohbet çerçevesinde değerlendirmeyip bilgilenme ve bilgilendirme yolunda araştırarak yazmak gerekir ise, Bilge Kağan'ın Orhun Yazıtları'ndaki çok anlamlı sözlerinden Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ne gelinceye kadar kazanılmış mücevher ışıltısındaki bilgileri ve deneyimleri İslâmiyet'in evrensel ışığında aydınlatarak aksettirmek herhalde çok yararlı, benim bu sözlerimden çok daha anlamlı sonuçlar verecektir.

Republique Turque Chemins de Fer & Ports de L'État - Ligne Samsoun - Sivas
Souvenir de la Remise á l'Exploitation de la Station
Zilé - Août 1928
- Imp. Ahmed İhsan (stanboul).

Samsun - Sivas Demiryolunun Açılmasıyla İlgili Olarak Hazırlanan Hâtıra Albüm

            Bunları yazmam aslında sözü döndürüp dolaştırıp benim bir çocukluk davranışıma getirmek için değil elbette. Milletimizin genelleşmiş bir huyunu bir kere daha belirteyim.. dedim. Ben de o milletin Allah'a bin şükür iyi kötü bir parçası olduğum için, dolayısı ile, aynı huyun huylusuyum demektir.

            Bu sebepten de sanırım 1940 yılı bahar sonunda, ilk ve büyük Erzincan depreminden sonra olduğu için kesin, çünkü o depremde dehşetli kederler yaşanmış, dehşetin içinden fırlayıp çıkmışçasına bir yaşlı kadıncağızın İsmet Paşa'ya sarılışını gösterir resim hem gazetelerde boy boy yayımlanmış, hem pul yapılmış zarflara yapıştırılmıştı; işte o yılın başındaki baharın sonlarına doğru Zile'de, yeni, yepyeni bir haber ortalığı birbirine kattı, varı yoğu bir anda eskitti, yeni olmanın gücüyle bütün düşüncelere ve hareketlere hâkim oldu : "Anlı şanlı İsmet Paşa'mız Zile'den geçecek!"

Doğu Gezisinde Atatürk,

Başbakan Bayar, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya
ve Ulaştırma Bakanı Ali Çetinkaya'nın Malatya'da Karşılanışı (14 Kasım 1937)
http://www.ataturk.net/album/?sayfa=foto&page=3&t=81&yil=1937

            Gelecek değil; Zile'den geçecek!

            Sivas yönünden demiryolu ile, ünü herkesçe bilinen Beyaz Tren'inde gelip, Samsun'a doğru gidecek. Zile'de duracak mı, trenden inecek mi, şehire uğrayacak mı?.. Belli değil velâkin geçeceği kesin!

M. Kemal Atatürk'ün ve İsmet İnönü'nün
Seyahatlerinde Kullandığı Beyaz Tren'in Vagonu

Gönderen : T.C.D.D.Y. Genel Müdürlüğü/B. Lokomotif Müzesi - Ankara

            Bir solukta haber alevlendi. Köylü kentli kulaktan kulağa alevlenen haberi köylere kadar körükledi. Artık haberden öncesi tümüyle eskimişti, unutulmuştu, silinmişti. Vaktiyle isyanlar yaşamış ve yaşatmış olan Zile'nin o isyanlarda suçu olmasa, Yozgat'ın Çapanoğlu'sunun zorlamasında padişahçılığı seçmiş gibi görünse de adı isyancıya çıkmış idi bir kere. İsmet Paşa'nın gelmesi değil geçmesi bile bir tür bağışlama, bağışlanma töreni yerine geçecekti.. belki.

Samsun - Sivas Hattında
23 Ağustos 1928 Tarihinde İşletmeye Açılan Zile İstasyonu'na İlk Trenin Gelişi

            Yazık ki o gün, sabahın erken saatinde hem de dedem ile sözleşmemiz gereğince, yine bağa gidecektik. Dedem bana, ben dedeme, bağ her ikimize iyice alışmıştık ve birimizin olmaması sanki bedenin bölünmesi gibi bir acayiplik doğuracaktı. Onun için sözleşme dışındaki bir hareketi hiç mi hiç düşünmüyorduk.

            Fakat İsmet Paşa'nın geçişini görmek, Beyaz Tren'in istasyona girişini seyretmek o kadar yeni bir hareket idi ki, yeni ağır bastı, eskiyi unutturdu bana. Dedemi gücendirme pahasına eskiyi bırakıp yeniye döndürdüm yüzümü. Dedem bağa yalnız gitti, ben istasyona yalnız!..

TMO Çelik Siloları Önünde Saman Balyası Yapan İstasyonlular

Fotoğraf : Prof. Dr. Ali ÖZÇAĞLAR 1981 - 1982

İstasyon Mahallesi

Fotoğraf : Prof. Dr. Ali ÖZÇAĞLAR 1981 - 1982

            Ne yalnızı?..

            Beş kilometrelik istasyon yolu tıklım tıklım insan doluydu, at doluydu, eşek doluydu, araba, kağnı, fayton doluydu; yaylı, tatar arabası, çekçek hattâ çeten! Atlı eşekli, yaya, köylü kentli, kadın erkek, çoluk çocuk...

            Yüzlerce adımdan milyon kere milyon toz zerresi Zile ile istasyon arasındaki yolda adım adım yürüyor, İsmet Paşa'mızı karşılamaya gidiyordu. Çoğu yanına azık çıkınını almış, ötesini berisini eşeğine yüklemiş, çaydanlığını, semaverini atının eyerine bağlamış, heybeye şunu doldurmuş, bunu doldurmuş bir seyir yerine akan kalabalık sanırsın.

Amasya Caddesi Bağyolu - 1965

Abdullah Erhamamcı - Bekir Aksoy
Soner Şanver - Abdullah Erhamamcı

Fotoğraf : Bekir AKSOY - 1963

            Arabalarda bir başka curcuna; herkes şen şakrak, herkes düğün bayram şamatasında.. böylesi bir karşılama töreni şimdiyece ne yaşanmıştır, ne yaşanacaktır. O, bir başlangıç idi.. kötü bir bitiş oldu yazık ki!

            Sabahın köründe akın akın istasyona yollanan insanlar orada gün boyu beklediler. Kuşluk vakti geldi çattı, geçti gitti. İsmet Paşa gelmedi. Öğle ezanı okundu, namaz kılındı bitti, gün ikindiye dayandı; İsmet Paşa'mız görünmedi, Beyaz Tren'in düdüğü ötmedi; ikindi bitti, gün tükenmeye yüz tutuyordu.. ki, bir helecan sardı o yorgun bekleyişi; heyecan doruğa vuruyor iken Beyaz Tren'in tıstısları geldi, yaklaştı, yanaştı, durdu.. tosulayan bir makina duygusuzluğu bütün bencilliği ile istasyona oturdu.

            Candarmalar koşuşturdu, trenle insanların arasına sıralandı; süngüler bize doğru, sırtları Beyaz Tren'e dönük, kimi kimden koruyor bilinmez bekleyişlerde bakarak önlemler alındı.

            Millet coşmuş çığırışıyordu. Beyaz Tren'in bütün pencerelerinde camlar donuk ve soğukça, bakanı görüneni olmadan olanca camlılığıyla bizlere karşıydı. Bizler, bütün günün beklemesinde süngerleşmiş bir hafifliği çığırıştırıyor. İsmet Paşa'mızı camlara çağırıyorduk. Yüzünü görmek, gülüşünü seyretmek için değil, trenden insin, aramıza karışsın, bizlerle içiçeleşsin istemekteydik, çığırışlarımız bu yönde.

            Gelen yok, görünen yok, camlar camlığında bomboş; Beyaz Tren temiz, bakımlı, ayrıcalıklı duruşu oturuşuyla bekliyor. İnsanlar umutsuzlaşıveriyor birden. Sanki binlerce balon, birer birer pörsüyor, yıldızlar ışığını usul usul söndürüyor.

M. Kemal Atatürk'ün ve İsmet İnönü'nün
Seyahatlerinde Kullandığı Beyaz Tren'in Vagonu


Gönderen : T.C.D.D.Y. Genel Müdürlüğü/Buharlı Lokomotif Müzesi - Ankara

            Öyle bir şaşırmış şaşkınlığın eskiyivermesi yeniliğinden; öyle bir kopuş! Olgunlaşamayan meyvenin dalından düşerkenki hüznü.. çöküveriyor.

            O sırada bir baş silikçe görünüyor bir camda, tanıyoruz; kâğıt liraların üzerindeki resim!.. Hareketsiz, kıpırtısız, sanki ışıksız bakıyor! Gördüklerine bir anlam verememiş insanların bakışıyla seyrediyor bizi...

1 LİRA - Tedavüle Çıkarıldığı Tarih : 25.04.1942

Bastırıldığı Yer : Bradbury - Wilkinson - İNGİLTERE

            O arada ben bir yüz daha görüyorum, benim yaşımda belki; küçük de olabilir. Gülücükleri yapma bebek gülücüklerinde bizlerden milyonlarca kilometre uzaklardan bakıyormuşçasına bakan İsmet Paşa'nın kızı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyor. Sanki söylenmesinden korkulan bir gerçek dillendiriliyor öylesine sessiz fısıltılar... Babayı bırakıp kıza dönüyor o eskimiş ilgiler; kızı, dilini çıkarıyor.

İsmet İnönü 

1884 - 1973

            Büyük bir sessizlik!

            İsmet Paşa'nın bizi seyreden bakışları camlardan bu yana geçemiyor, yâhut geçmek istemiyormuş gibi.. iken baş, camdan çekiliyor.


Atatürk'ün bir yurt gezisi için Ankara Garı'nda uğurlanışı.

            Cam eski cam, eski donukluğu, eski anlamsızlığıyla kalıyor.

            Beni bir süre daha İsmet Paşa'nın paraların üstündeki resmini seyrediyormuşum gibi camdaki görüntüyü görür gibi oluyorum.

            Beyaz Tren hareket ediyor.

            Halk, bir kere daha, fakat işe yaramayacağını bilmişlerin son gayretinde bir kere daha trene doğru yürüyor, daha doğrusu yürümeye kalkışıyor.

            Candarmalar durduruyor.


Zile İstasyonu'na Trenin İlk Gelişi - 23 Ağustos 1928

            Trenin camlarında kimsecikler yok, küçük kız da görünmüyor artık.

            Beyaz Tren, geldiği gibi tıslayarak Samsun yönünde uzaklaşıyor.

            Dönüş süklüm püklüm; gelişen coşkusundan eser bile yok. Herkes yüreğindekini gönlünde saklıyor, dillendirmiyor. Ben, kestirmeden bağımıza dönüyorum.. akşam kararmadan bağa varıyorum. Dedeme hiç, hiç hiçbir söz söylemiyorum. O İsmet Paşa'yı soruyor, ben susuyorum.

Karadini Bağ Yolunda Nostaljik Bir Kare

Zile Belediyesi 2005 Yılı Masa Takvimi'nden...

            İsmet Paşa'nın beni sattığına inanıyorum.

            Dedem üstelemiyor. Ortalık kararmaya başladığı için geri dönüyoruz. Ne dedem soruyor artık, ne ben söylüyorum.

            Yol bahar yağmurlarının  sellenmesinden epeyce etkilendiği için bozuk, düzgünce yürüyebilmekte zorlanan eşeğimiz adımlarını dikkatlice atmakta. Görünen her şeye bir yalnızlık sinmiş, fakat ıssızlık korkusundan uzak bir sahiplenme duygusu çevre yanımızı doldurmuş gibi.. bunu sezebiliyordum.

Tedavüle Çıkarıldığı Tarih : 26.06.1944

Bastırıldığı Yer : Reichsdruckerei - Berlin - ALMANYA

            Akşamın esmer çöküntüsü ile birlikte sıcaklığını eriten hava, yokuş aşağı indikçe bizi biraz daha sarıyor. Belli belirsiz bahar ürpertilerini ensemden sırtıma doğru indiriyordu. Mezarlığın az beri yanından geçerken dedem Yâsin okumaya başladı, mırıltısından anladım.

            Biraz daha gidince de ansızın durdurdu eşeği. Ne olduğunu anlayamadan beni indirdi önce, sonra kendisi indi. Epeyce yaşlıydı, uzunca boyluydu da, eşeğe inerken de binerken de zorluk çekiyordu.

1884 - 1973

            Anlamsız bakışlarım halâ İsmet Paşa'nın camdan bakan resim yüzünden kurtulamamıştı; dedemin hareketi de bu anlamsızlığın üstüne binince aklım karışır oldu. Ben o durumda iken dedem eşeğin yularını elime tutuşturdu, yürüdü, gitti, az ötede tam yolumuzun ortasında duran ince bir taşı eğildi yerden aldı, kaldırdı yolun kıyısına doğru götürdü. Orada uygun bir yer aradı taşa, buldu ve bulduğu yere yerleştirdi. Yeniden yuvarlanıp yol ortasına düşmeyecek bir durumda sağlamlaştırdı. Yanıma geldi.

            Yine epeyce zahmet çekerek eşeğe bindi, beni terkisine aldı.

            Dedemin davranışı bana büsbütün ters geldi; hiçbir anlam veremedim. Sormak isteyen bir soramayış içinde bocaladım bir an, merakım bocalayışımı yendi, sordum : "Kendini boşuna yormuş olmadın mı dede? O taş ha koyduğun yerde durmuş ha yolda. Eşek kıyıcığından nasıl olsa dolanır geçerdi.. bence boşuna yoruldun sen!"

            "Biz gördük, dolandık geçtik diyelim.. ya görmeyen? O ne yapacak?"

            "Koskoca taşı kim görmez olur ki dede?"

            "Haklısın belki oğul. Lâkin az sonra ortalık iyice kararacak, belki bizden sonra aydınlıkta bir gelen de olmayabilir. O taş yol ortasında öylece dursa karanlığa kalmış bir yolcunun ya kendisi ya atı eşeği takılsa, tökezlese, at, eşek ürkse, yolcu korksa?.. Hayvanın ayağı incinse kırılsa? Yazık olmaz mı onlara?"

M. Kemal Atatürk'ün ve İsmet İnönü'nün
Seyahatlerinde Kullandığı Beyaz Tren'in Vagonu


Gönderen : T.C.D.D.Y. Genel Müdürlüğü/B. Lokomotif Müzesi - Ankara

            İstasyondaki satılmışlığımın üstüne duyduğum o söz bugün söylenmiş gibi kulağımda ve o günlerde ne hayvan sevenlerin dernekleri vardı ne insan hakçıların eli bayraklıları!.. İstasyonda beni satan bir Beyaz Tren vardı ancak..

Tedavüle Çıkarıldığı Tarih : 18.11.1940

Bastırıldığı Yer : Thomas de la Rue - İNGİLTERE

Bir de o vakitler yüreğince ak insanlar, güzel Müslümanlar yaşıyordu...

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR