|
ÜNYE'DE |
|
Makale :
Ayfer T. ÜNSAL
(SOFRA Dergisi - Yakın Plân, Sh. 90 - 94'te yayımlandı.)
Yazı ve Fotoğraflar : Ayfer T. ÜNSAL
Ünye Kalesi, doğal kayaların oluşturduğu
bir tepe aslında...
Birçok medeniyete
tanıklık eden kale gayet iyi korunarak gelmiş
bence.
Kayınvalidesinin "özel" isteği üzerine, geçtiğimiz
bayram tatilini
Ünye'de
geçiren Ayfer T. ÜNSAL, sizler için yine harika bir gezi yazısı
çıkarmış ortaya...
İşte
buram buram tarih, misafirperver Karadeniz insanı ve ilginç yöre
yemekleri
eşliğinde rüya gibi bir seyahatten arta kalanlar...
ÜNYE'DE
BİR BAYRAM VAKTİ
Nemika, şiddet ve terörle henüz iki aylıkken tanıştı. Dünya'ya geldiğinin farkına bile varamadan birileri babasını vurdu. O öksüz ve yalnız kaldı. Ama mükemmel bir annesi, anneannesi ve dayısı vardı; sevgisiz bırakmadılar onu... Dayısı Nemika'yı Bursa Kız Öğretmen Okulu'nda okuttu... Cumhuriyet'in inançlı öğretmenleri kervanına katıldı böylece. Allah'tan, iki aylıkken yaşadığı şanssızlık ömrü boyunca devam etmedi.
Babasından kalan muazzam mirası hiç alamasa da, annesine takılan müthiş mücevherin bir tanesine bile sahip olamasa da, hayatı boyunca mutlu olacağı güzel bir evlilik yaptı. Babasının ölümünden sonra annesi evlenmemişti; o nedenle tek çocuk olarak kaldı. Annesinin ısrarıyla tam dört çocuk doğurdu. Oğluna hiç tanımadığı babasının adını verdi. Tüm çocuklarını okuttu, daha sonra da torunlarını yetiştirdi. Cumhuriyet'in bu inançlı öğretmeni tüm aile bireylerini ve yüzlerce çocuğu okutup adam etmişti.
Aslında hikâyem, Cumhuriyetin ilânından hemen sonra Karadeniz'in Ünye ve Terme'sinde geçen acıklı ve Türkiye gerçeklerinin bütün çıplaklığıyla yaşatıldığı bir aile cinayeti olayı... Birinci kahramanım, Ünye'de yetişip büyümüş, güzelliğiyle Ünye ve çevresinde dillere destan olmuş Naciye Hanım. İkinci kahramanım ise, onunla evlenmek isteyen Termeli Mazhar Bey...
Hacı Bayrak, Terme'de uçsuz bucaksız topraklara sahip bir ağa. Oğlu Mazhar Bey'e ille de çevrenin en güzel ve yetenekli kızını alacak. Ünye, Karadeniz'in Paris'i... Terme ise daha geri kabul ediliyor ve Naciye'nin ailesi kızlarını bu çok zengin aileye vermek istemiyorlar... Ama, Hacı Bayrak o kadar ısrarcı olur ki sonunda kendi göremese de oğlu, Ünyeli Naciye ile evlenir. Sahip olunan herşey bir yana yeni evli çift, birbirlerini çok severler, anlaşırlar...
Ancak, Mazhar Bey çok güçlü olduğu için gerek aile içinden, gerekse işleri idare eden kâhya onu ortadan kaldırmak istemektedir. Sonunda kâhya, arkadan sıktığı bir kurşunla Mazhar Bey'i vurur. Cinayet, uzun müddet eniştelerden birinin üzerinde kalsa da doğru dürüst araştırma ve soruşturma yapılamadığından cinayeti asıl işleyen herhangi bir hüküm giymediği gibi, akrabalardan biriyle evlilik yaparak, fırsattan istifade Hacı Bayrak'ın mirasının epey bir kısmına konar!
Mazhar Bey'in vurulması, Sürmeli Naciye'nin dul kalması ve bu güzel aşk hikâyesinin bir anda yok yere bitirilmesi, çevre halkını o kadar etkiler ki bu acıklı olaya bir türkü düzerler... Türkünün iki versiyonunu buldum : Çarşambalı, Hacı Kabaklar'ın kızı Ayşe Köksal benim için bu türküyü seslendirdi, ben de acele acele yazdım :
Fırın üstünde kürek
Niye ah ettin yürek
Niye ah etmeyeyim ben
Mazhar Bey gitti elimden
Nakarat : Mazhar Bey'in yerine Mehmet Bey'i getirdik.
Diğer versiyon ise, Belediye tarafından bastırılan Karadeniz'in İncisi : Oney kitabından :
Çivi çaktım söğüde Sürmeli Naciyem
Mazhar gelmez öğüde
Nasıl kurşun attılar Sürmeli Naciyem
Mazhar gibi yiğide
Ben yanarım yanarım Sürmeli
Naciyem
Mazhar Bey'e yanarım
Her sofrayı kurdukça Mazhar Bey'i
anarım
Ata binen eniştem Sürmeli Naciyem
Üzengileri gümüşten
Eniştemin kokusu Sürmeli Naciyem
Yedi türlü yemişten
Ben yanarım yanarım Sürmeli
Naciyem
Mazhar
Bey'e yanarım
Kapılar
açıldıkça of aman aman
Mazhar geldi sanırım.
Eşim bayramı Ünye'de geçirmemizi önerdiği zaman çok sevindim. Kayınvalidem Nemika Ünsal, bugüne kadar ilk kez bir şey istemişti benden : "Ayferciğim beni Ünye'ye götür." Kendisi orada doğup büyümüştü ve ailesinin memuriyeti nedeniyle Ünye'den ayrılmış ve uzun müddetten beri de ziyaret edememişti. Ayfer için Ünye veya bir başka Anadolu kentini ziyaret demek, Sofra'ya bir yemek yazısı yazmak demektir. Yeri gelmişken söyleyeyim, şimdilik size gezgin yazıları yazıyorum ama hiç belli olmaz, yerleşik yazılar da yazabilirim. Şu anda rüzgâr gezmem yönünde esiyor, bakarsınız durur!
Bir ağaçtan üç meyve!
İsmail Hakkı Kara ve Aynur Tan'la Tarih Vakfı tarafından düzenlenen "Yerel Tarih Grupları" seminerinde tanıştım. Onlar Ünye'yi temsilen çok kalabalık gelmişlerdi. Ayrıca İstanbul'daki Ünyeliler de bu toplantıya büyük destek vermişlerdi. O gün, gecenin çok ilerleyen saatlerine kadar Ünye ve Ünyeliler'i konuştuk. Onlara eşimin bana ilk evlendiğimiz yıllarda Ünye'nin meyveleriyle nasıl hava attığını anlattım.
Efendim, bir ağaca çıkıyormuş da, aynı anda hem incir, hem üzüm hem de armut yiyebiliyormuş... Elinden tuttum ve bayramda, 10 yaşındayken bu macerayı yaşadığı bahçeli eve götürdüm onu. Tabii evin yerinde büyük bir apartman yükselmiş şimdi. Üç çeşit meyveyi aynı anda yediği bahçeden ise eser yok... Doğal olarak Ünye de ülkemizde esen beton rüzgârından nasibini almış. Ama şurası bir gerçek ki Ünye meyve cenneti... Gerçekten de meyve çeşitliliğinin yanısıra miktar olarak da çok bol meyve var...
Ünye'de Trabzon Hurması
Fotoğraf : Ayfer T. ÜNSAL
Kayınvalidem diyor ki : "Ben çok meyve yerim, her halde bu alışkanlığımı çok küçük yaşlarda kazandım." "Övez" denilen, Trabzon hurmasının yabanisinin sizin için yakın plân fotoğrafını çektim.
Övez (Yabanî Hurma)![]() |
Trabzon Hurması![]() |
Övez,
Aralık ayında olgunlaşır
ve dalında kurutulduktan sonra yenirmiş.
Dikkatimi çeken bir başka yabani
meyve de minicik elmalar oluyor
Ünye'de... Nerdeyse kirazdan az büyük
olan bu meyvelerden, ekşi oldukları
için reçel yapılıyor. Tatları neye mi benziyordu?
Maalesef tarif
edemeyeceğim! Ama çok beğendiğimi ve değişik bulduğumu
yazmalıyım.
Ünye seyahatim rüya gibiydi... Hasan Bey Oteli'nde kaldık, Samsun tarafından gelirken hemen şehre ilk girişte... Daha önce villa olan bu evi, ustaca bir manevrayla otele çevirmişler. Deniz kenarında havuzu ve çok güzel bir bahçesi var. Otel personeli ise tek kelime ile harika. Arzu, resepsiyona ve her türlü özel isteğinize bakıyor.
Bahçevan, hem arabanızı temizliyor, hem de size yetiştirdiği çiğ yenebilecek sebzelerden her sabah taze taze ikram ediyor, ilk gittiğimiz gün kahvaltımızı açık havada yaptırdılar bize... Personelin bu ince düşüncesi kayınvalidemi ve beni öyle mutlu etti ki... Bir tarafta şahane bir Karadeniz manzarası, diğer tarafta Kasım ayında halâ açık güllere ve ortancalara bakarak ettik kahvaltımızı...
Su değirmenleri
Ünye'yi bana Ahmet Kabayel dolaştırdı. Öncelikle halen çalışan su değirmenlerine gitmek istedim. Bu değirmenler benim şimdiye kadar gördüklerimden ayrı bir teknikle çalışıyorlar. Ziyaret edebildiklerim Tabakhane Deresi üzerinde bulunuyordu ve Osman Küçük isimli değirmenci bu işin gerçekten de ustasıydı. Çünkü bu tür değirmenleri çalıştırabilmek için aynı zamanda teknisyen de olmak gerekiyordu. Bilmem biliyor musunuz? Elektrikli değirmenler aslında çektikleri herhangi bir tahılı veya yiyeceği yakar... Meraklıları tahıllarını su değirmenlerinde çekerler. Benim gittiğim değirmende fırında kurutulmuş mısır çekiliyordu. (O undan alıp, Ünye usulünde ekmek yaptım ve tek kelimeyle şahane oldu!)
Tahıl Ununu Lezzetli Kılan "Su Değirmeni"dir.
Ünye'yi bana Ahmet KABAYEL
gezdirdi ve
kendimi "Sofra" Restaurant'ta buldum!
Osman Usta, çok bilgili bir adamdı ve bana uzun uzun bu değirmenlerin nasıl çalıştıklarını ve bakım yaptığını anlattı. Suyun yetersiz olması nedeniyle yazın sadece iki ay değirmeni tatil ediyormuş. Su gücüyle dönen değirmen taşları da tıpkı bıçak gibi zaman içerisinde körelirmiş. Osman Usta iki ayda bir bu taşlara yiv açarmış. Yiv açılan taşlarda ilkin arpa ve mısır karışık çekilir, o da hayvanlara verilirmiş; çünkü yiv açılan yerden minik taş parçaları kopar, çekilen tahıla karışırmış. Doğal olarak içerisinde taş olan unu da ancak hayvanlar yiyebilirmiş. Ünye'de hemen her derenin üzerinde çok sayıda su değirmeni bulunuyor.
Sofra Restaurant!
Ünye'deki ilk gecemizde durağımız Sofra Restaurant. 20. yüzyılın başında yapılmış taş bir bina, restorasyondan geçirildikten sonra lokanta haline getirilmiş. Bütün bunları gerçekleştiren de yemeğe meraklı bir metalürji mühendisi Refik Kılıç... Ünye'de yeterli turist olmadığı için yerel yemek yapmıyor. Ama değişik tatlar sunuyor müşterilerine...
Tencerede pişmesi gereken yemeklerin hepsini fırında güveçte pişiriyor ve tatları o nedenle çok lezzetli. Örneğin benim yediğim kuru fasulye gayet nefisti... Taş fırında gürgen, meşe ve pelit ağaçları yaktığını söyledi. Sofra'da ikram edilen çay da nefisti. Pırıl pırıl bardaklarda tavşan kanı çay... Refik Bey, minicik ayrıntıların peşinde olan bir insan.
Sürpriz buluşma...
Bayramın ilk günü Ünye'ye sadece 30 kilometre olan Terme'ye gittik. Orada kayınvalidemin kuzenleri var... Habersiz gittiğimiz için yolda hemen bir senaryo yazdık! Kuzenler, en son 10 yaşındayken gördükleri eşimin şimdiki halini bilemezlerdi. Beni ise zaten hiç tanımıyorlardı. Kuzenlerden birinin evi, Terme Deresi'nin üzerindeki en eski köprünün yanında, bulmak çok kolay oldu... Yukarı çıktık, kapıyı çaldık ve senaryoyu birebir uyguladık.
Terme Çayı (Thermodon R.)
Çok başarılı oldu, tanımadılar! Derken sürpriz ve gözyaşları içerisinde sarılma sahneleri... Kuzen Nebahat Hanım, öğle vakti olmamasına rağmen saat 11:00'de bize zorla öğle yemeği yedirdi! Termeliler'in âdetiymiş misafire mutlaka öğün yemek ikram ederlermiş. Misafir ise şartlar ne olursa olsun yemek zorunda! Benim gibi meraklı bir yemek yazarı günün herhangi bir saatinde tatmadığı tatları öğrenmek için hep hazırdır...
Yerel lezzetler
Ünye'nin, Terme'nin meşhur su böreğini yedik. Nasıl börekti ama... İçerisine konan doğal yumurtadan hamurun rengi değişmiş, âdeta koyu sarı olmuş! "Tevek" denilen asma yaprağına şahane bir sarma sarmış... Tabi onların, daha doğrusu ülkemizde Gaziantep'ten başka her yerin "yaprak dolması" dediği yaprak dolması... Fasulye turşusu kavurması... Terme pirincinden pilâv...
Yeri gelmişken yazayım, Terme, bataklık bir araziye sahip olduğu için her yer pirinç tarlası... Gittiğimde tesadüfen pazar kurulmuştu, böylece değişik türde/yapıda pirinçleri görme şansım oldu. Bazılarından satın aldım, birkaç torba da kuzenler Nebile ve Nebahat Hanım tarafından hediye edildi. Eve geldikten sonra aldığım iki türü denedim, gayet nefis oldu. Gerçekten de Terme pirinci lezzetli... Hem de toleranslı, emeğinizi boşa çıkarmıyor.
Pirinç türleri "Mersane" ve "Karabacak" diye isimlendiriliyor. Evet, sofrada başka yiyecekler de vardı, muhallebi ve diğer tatlılar gibi... Aaa bir de Terme'de dibi hafif yakılmış muhallebinin çok makbul olduğunu öğrendim. Kayınvalidemin dediğine göre, birçok Termeli muhallebiyi özellikle dibini yaktıktan sonra servis kâselerine boşaltırmış. Bence, çok farklı ve nefis bir lezzeti vardı Nebahat Hanım'ın muhallebisinin.
Pancar (Karalâhana) Çiçeği ve Diblesi
http://home.arcor.de/erenli/yemekler/yemek.htm
Karalâhanalı ziyafet
Yukarıda bahsettiğim İsmail ve Nevin Kara, eczacı bir çift. İsmail Bey Ünye Ticaret Odası Başkanı. Aynur Tan'la birlikte Ünye'nin tarihî dokusu ve kültürünü korumak için büyük çaba harcıyorlar. Nevin Hanım, çok başarılı bir aşçı. Aslında evinde Ünye ile birlikte füzyon mutfağı uyguladığı halde, o gün benim için geleneklere uygun bir mönü hazırlamıştı. Çorba kâseme koyduğu "Gürcü pancarı" ile o muhteşem ziyafete başladık!
Ünyeliler karalâhanaya "pancar" derlermiş. Aslında karalâhana çorbası bu... Karalâhana, bıçakla değil de elle kırılarak doğranırmış geleneksel olarak. Gürcüler pişerken "laperi" dedikleri bir âletle vurarak döverlermiş lâhanayı. Ama Nevin Hanım'da bu âlet olmadığı için o, lâhananın sap kısımları ezilinceye kadar pişiriyormuş. Pişen karalâhananın suyu süzülüyor. Çorba pişecek tencereye çok bol domates rendesi konuyor. Pişen karalâhana yaprakları da tenceredeki yerini alıyor.
Pancar (Karalâhana) Çorbası
http://home.arcor.de/erenli/yemekler/yemek.htm
Ayrı bir yerde pişirilen kemikli et ilâve ediliyor. Üzerine tuz ve kırmızı pulbiber de atılıyor. Fırında kurutulmuş mısır unu, pazardan alındığında elenirmiş. Çorbaya bir bağ karalâhana için üç büyük servis kaşığı mısır unu konması gerek. Elenmiş mısır unu, ölçüldükten sonra su ile açılıyor.
Mısırlı Pancar Sarması
Diğer taraftan, maydanoz, kinzi (Karadeniz'de kişnişin adı. Burada taze kişniş kastediliyor) ve bir baş sarımsağı robotta kıyıyorsunuz. Suyla ezdiğiniz mısır ununu da robotun haznesine ilâve edip, karıştırıyorsunuz.
Bu karışımı tenceredeki lâhananın üzerine, bir taraftan da karıştırarak ilâve ediyorsunuz ve kaynatıyorsunuz. Tuzunu, biberini kendinize göre ayarlayabilirsiniz. 3 - 5 dakika mısır ununun pişmesini ve diğer malzemelerle karışmasını sağlıyorsunuz. Bu çorbayla mısır ekmeği servis yapıyorsunuz.
Hırtarış Üzümü'nün Farklı Bir Türü
O gece bana ikram edilen yıldızlardan birisi de, yerli deyimiyle "Hırtarış" olarak isimlendirilen üzüm çeşidi idi. Bir bilim adamı bu çeşidin daha önce bölgede şarap yapılan "İsabel" üzümü olduğunu ortaya çıkarmış. İsmail Bey, "İnşallah organize ederiz de İsabel üzümüyle yeniden şarap imalâtını başlatırız" diyor... Neden olmasın? Karadeniz'de de İsabel üzümü şarabı üretilse kötü mü olur?
Vitis
Labrusca L. (İsabella)
http://www.caytv.com.tr/html/kokulu_uzum.html
Dünyanın en iyi kuru fasulyesi...
Ünye'deki diğer bir durağım, dünyanın en iyi kuru fasulyesini yediğim Acara Restoran'dı... Acaristan, Gürcistan'daki Müslüman bölgesinin ismi imiş... Ünye'de çok sayıda Gürcü yaşıyor bugün... Acara, şehrin Perşembe tarafında benzin istasyonundaki dinlenme tesisi... Çok güzel bir lokanta yapmışlar tesise ve pişirdikleri İspir fasulyesiyle de dünyaya nam salmaya çalışıyorlar...
Acara Turistik Tesisleri - Fotoğraf : Eren Tokgöz/Aynur
Zeren Tan
Ünye Belediyesi Kültür Yayınları No. 2
Fasulyenin
yanında servis yaptıkları o
kabarık, muhteşem ekmeği de
yazayım mı? Bizim Güney ve
Güneydoğu'da "Kübban",
"Halebi" ya da
"Yahudi
ekmeği"
dediğimiz
ekmeği orada
görünce resmen çığlık attım! Tesisin sahibi Yılmaz Bey, çok
mütevazi ve başarılı bir
işletmeci : "Ben, yemek işinden hiç
anlamam. Tesisi devraldığımızda fasulye ile
ün yapmışlardı. Ben, geleneği devam ettirip burayı "kuru
fasulye"
yemeğe gelinecek bir
yer yapma kararlılığındayım.
"Fasulyemizi Erzurum'un İspir ilçesinden getiriyoruz" diyor. Bakın aşçıbaşı Hakkı Güngör kuru fasulyeyi nasıl pişiriyor? Önce İspir fasulyesini tam 12 saat süreyle ıslatıyor. Soğanla eti, daha sonra da salçayı beraber kavuruyor, baştan. Sonra, 12 saat süreyle ıslattığı ispir fasulyesini ilâve edip, 20 - 25 dakika kavuruyor. Üzerini basacak kadar sıcak su ilâve ediyor. Tuz ve azıcık da şeker koyuyor ve 15 dakika kısık ateşte pişiriyor. İşte, beni hayran eden o dünyanın en iyi fasulyesi böyle hazırlanıyormuş.
Mısır ekmeksiz olur mu?
Karadeniz'e gidilir de mısır ekmeksiz kalkılır mı sofradan? Tabii ki bizi de kaldırmadı Nevin Hanım. Hem o nefis mısır ekmeğinin tarifini verdi, hem de yedirdi. Orta boy bir tavada pişirilecek mısır ekmeği için, 4 kaşık fırınlanmış mısır unu koymak gerekiyor.
Mısır unu, koyu muhallebi kıvamını alıncaya kadar su ilâve edilip karıştırılıyor. Pişirilecek tavada bol tereyağı ısıtılıyor ve üzerine koyu muhallebi kıvamındaki bu karışım dökülüp altı kızartılıyor. Daha sonra kaydırılarak çevrilip, tavaya yine tereyağı konup, diğer tarafı da kızarıncaya kadar pişiriliyor.
Ispanak kavurması ve diğerleri
Ispanak kavurması o gece yediğim muhteşem tatlardan biriydi. Ispanağı doğradıktan sonra, soğanla kavurup bir tarafa koyuyorsunuz. Diğer tarafta yumurta çırpıp, tercihen fındık yağı da ilâve ediyorsunuz. Fırın kabına boşaltırken, üzerine tekrar yumurta çırpıp koyuyorsunuz. Bu karışımı fırına sürdükten sonra, çıkartıp, en son üzerine dilimlenmiş kaşar koyup, eriyinceye kadar fırında tutuyorsunuz.
Ünye - Fatsa Lokumu
Aynur Tan, emekli bir tarih öğretmeni... Bütün vaktini Ünye'nin yakın tarihini aydınlatabilmek için "sözlü tarih"e ve yemek araştırmalarına ayırıyor. Yerel bir TV istasyonu "Hizmet" ise ona destek veriyor. Ünye'de bayramlarda geleneksel olarak yapılan "Dilber dudağı" ve "Ünye lokumu"nu orada tattım. Ayrıca bayram için yapılan kuru yufkaları da onun evinde gördüm. Yufkaları saklayacak çok hoş bir yeri vardı ve çok da güzel bir ambalaj yapmıştı onlara...
Pandispanyaları da meşhur
Kendine özgü mimarîsi var Ünye'nin... Nevin Hanım'ın annesinin evine bayıldım. O eski evi çok güzel korumuş ve halen de içerisinde oturuyor. Bize çıtır çıtır soba yaktı ve bayram için pişirdiği geleneksel Ünye yemeklerini ikram etti. Doğrusu aklımda nefasetiyle "Ünye lokumu" kalmış. Eski evler kadar geleneksel bir şey daha var Ünye'de...
Meşhur "Gün Fırını"... 60 - 70 senelik bir fırın orası ve tarihinin başından beri yaptığı pandispanyalarla ünlü... Halen pandispanya yapıyor ve Ünyeliler de bayılarak yiyorlar... Bir ara nohut mayası kullanarak da peksimet üretmişler... Şimdi Çarşamba'da ve Samsun'daki fırınlar nohut mayası geleneğini devam ettiriyorlar.
Tipik yemek isimleri
İsmail Bey bana iki kitap hediye etti : "Zaman Tünelimde Ünye" ve "Tarih Boyunca Ünye". İki kitap da çok dikkatli yazılmış. "Tarih Boyunca Ünye"de Karadeniz'in oluşumundan başlayarak Ünye anlatılıyor. Diğerinde ise emekli bir öğretmenin belleğinde kalanlar var. Bu kitaptan tipik yemek isimlerini aldım :
Sütlücen
http://home.arcor.de/erenli/yemekler/yemek.htm
"Pancar bilisi" (pirinçli pancar çorbası), "Mısır unu ile hamsili ekmek", "Nohut kahvesi" (muhtemelen II. Dünya Savaşı sırasında içilen kahve), fındık kabuğu ateşinde yapılan ekmek, "Canbula gazozları", "Töngel" (yabani muşmula), "Karpuz elması" (kayınvalidem bu türün talaşın içerisinde kışa saklandığını ve evin içerisine güzel bir koku saldığını söyledi), "Sinop elması", "Atina armudu". "Perzü", yabani pazıya verilen isim. "Palcan hölmehöşü", patlıcan yarılarak yapılan bir yemek. "Tombul makarna", "Çelik gibi hamsi" ise diğer deyimler.
Nemüslü Börek
"Mendek pürüşlüsü", mendek otuyla yapılan pirinçli bir yemeğe verilen isim. "Nemüslü börek" ise, D şeklinde yapılıp yağda kızartılan sebzeli bir börek türü. Ünyeliler'in yedikleri arasında "Tirmit" (popüler bir mantar türü), "Gazyak turşusu", "Hamsi çıtlatması", "İşli tava", "Balık bırastusu", "Pırasa sulusu", "Sütlicen kayganası", "İşgembe kavurması", "Yarımca börek", "Tefek sarması" ve "Kelem sarması" da var. Asıl yemekler ise; "Su böreği", "Pilâv", yanına ayran, ve "Erük sulusu" olarak sıralanmış. Tatlılardan ise "Gıvırma", "Kadayıf ve "Baklava" ünlü.
Karadeniz'de biliyorsunuz, mısırı özel bir fırında kurutuyorlar. Pardon, sadece mısırı değil, fasulyeyi falan da kurutuyorlar. İşte onlardan bir tanesi...
Bu gördüğünüz ahşap yapılar, kışlık yiyeceklerin saklandığı bir ambar aslında... Yerden yüksek olması, fareden korumak içinmiş.