ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 26 Mayıs 2007 tarihinde güncellenmiştir.)

.

 

BİR
BABA LÜTFÜ
HİKÂYESİ

Anı : Ahmet KABAYEL
(Araştırmacı - İşadamı - Yerel Tarih Grubu Üyesi)


M. Ufuk MİSTEPE ve Ahmet KABAYEL Ünye Sohbetinde - 24.04.2007 TMO/Ank.

BİR
BABA LÜTFÜ HİKÂYESİ

            Sizlere aktaracağım anı, Orta Karadeniz’de mizahın kurgulandığını, Doğu Karadeniz’deki gibi yaşanarak ortaya çıkmadığını gösteren olgulardan biridir. Neyzen Tevfik, Aziz Nesin, Ali Poyrazoğlu, Ferhan Şensoy, Levent Kırca, Seyfi Dursunoğlu benim hatırlayabildiğim.. mizah deyince akla gelen, Orta Karadeniz’le bir şekilde bağlantıları olan ünlülerden bazılarıdır.

            Avni Çavuş, Baba Lütfü (SÜRGİT), İhtiyaroğlu Ahmet sonraları İlhan Güven.. ve her arastanın en az iki kurgucusunu düşünürsek, kültürel zenginliğimizden neler eksildiğini varın siz düşünün! Ben de ortaokul sıralarına denk gelen bu anıyı, o günün Ünye’sini aktararak anlatacağım.

Cumhuriyet Meydanı'nda Mobilgas Akaryakıt İstasyonu ve İlk Nakliyecilerimiz

Ünye Şoförler Cemiyeti Fotoğraf Arşivi - Hasan Kelkitoğlu ve Cengiz Sürgit

            1960’lı yılların sonlarına doğru pırıl pırıl bir Kasım günü, bizim deyimimiz ile kavak ağacı, üzerindeki sararmış yapraklarını Cumhuriyet Meydanı’na.. Osman Hoca’nın yürürken kullandığı bastonunun tak sesini çıkarmasına vesile olan Arnavut taşların üzerine doğru dökmektedir. Eteklerindeki binlerce sararmış yaprağı Özdemir Asaf'ın söylediği "sonbaharı süpüremezsin" deyişine aldırmadan vazifelerini yapan belediye işçilerine inat onların peşlerinden bırakmaya devam etmektedir. 100 yıl öncesinin kötülere korku salan ve sayısız idam olayı gerçekleştirilen bu ulu çınar, çoğu insana huzur vermeyi, dallarının büyük bir bölümünü kaybetmiş olsa da sürdürmektedir.

Ayla - Selçuk - Cengiz ve Baba Lütfi SÜRGİT

Selçuk Sürgit Fotoğraf Arşivi - 1948

            Birden ortalığı Saray Câmii müezzini Şaban Hafız’ın mikrofonsuz güzel sesiyle minarenin şerefesinden okuduğu insana huzur veren hattâ huşu içerisinde kendisini dinlettiren ezanın duyulmaya başladığı an. Hükûmet binasının merdivenlerinde geldiği günden beri her öğle yaptığı yürüyüşe hazırlanan Makam Sahibi Bey.. fötr şapkası, belden bağlı pardösüsü, ütülü pantolon, boyalı ayakkabısıyla belirir.

            Merdivenlerin karşı tarafında iki duraktan biri olan Park Taksi (ötekisi Telefon Taksi) durağında gıcır gıcır yeni silinmiş dört adet Chevrolet taksi dizilmiş müşteri beklemektedir.

Mustafa Özkan (52 G 025), Halit Berkay ve Ali Duman (06 FL 959)

Ünye Şoförler Cemiyeti Fotoğraf Arşivi

            Durakta İsmail Şahin, Remzi Alan, Necati Yıldırım ve arkadaşları Baba Lütfü'nün "Sinek bacağı da yesen üstüne bir cigara içmek vâciptir!" düsturunu yerine getirircesine otururken, dumandan da göz gözü görmemektedir.

            Taksisi orada olmasına rağmen ortalarda gözükmeyen, Ünye'de kurgu mizah deyince akla gelen ilk isimlerden biri olan Baba Lütfü yeni kurgulardan birini gerçekleştirmek üzere yine bizim deyimimizle köprünün başını çoktan bulmuştur.

Baba Lütfü'nün Oğlu Selçuk Sürgit Konforlu Ünye Taksileriyle

Selçuk Sürgit Fotoğraf Arşivi - 34 ER 013 / 06 FP 552

            İlerlemiş yaşına rağmen çalışma arzusundan bir şey yitirmeyen Baba LÜTFÜ o küçücük taksi durağında kendisini ziyârete gelenlerle sohbet eder, gelenle geçenle yârenlik yapar. Sabah öğle akşam işyerinin önünden geçerken kendisine ve etrafına selâm vermeyen bu Makam Sahibi Bey’e çok bozulur. Bu olay aylarca devam edince, kendince bir ders vermeye karar verir.

            Merdivenlerden yavaş yavaş inmeye başlayan BEY, sağ tarafındaki curcunayı merak edip, başını çevirdiğinde elindeki zili olanca gücüyle sallamaya çalışan, çocuklara güleç yüzüyle artık içeri geçme zamanının geldiğini ifade eden Anafarta Okulu görevlisi Hamza Amca’yı görür. Çocukların cıvıltısının bütün meydanı kaplaması yüzünün buruşmasına vesile olur. Sabahları işe gelirken özellikle şehirli esnafın dükkânlarını açmaya giderken hükûmet binasıyla okul arasına doğru ellerini açarak dua okumalarının öğle ve akşam devam etmediğini fark eder. Anafarta İlkokulu bitişiğindeki Millî Eğitim Müdürlüğü binasındaki müzeye ziyâretin az da olsa devam ettiğini görür.

Damla, Ayla ve Yasemin Sürgit - Saray Cad.
Sağdaki Sütunlu Ev Baba Lütfü'nün Evidir.

Selçuk Sürgit Fotoğraf Arşivi
Cumhuriyet Meydanı, Belediye Binası,
Surlar, Agâh Bey'in Evi, Çınar, Millet Parkı ve Kameriye

Eskiden Nakil Araçlarının Kalkış Durağı

            Sabahçı çocuklar koşarak dışarıya çıkınca bir kısmı, okulun hemen önündeki arabasında pamuk şekeri satan Hidayet Amca’nın yanına giderek pamuk şekeri ya da arabanın üstündeki elma şekerinden alırlarken bir kısım çocuk da köşedeki Şekerci İsmet'in vitrinini süsleyen kiraz, baston, kaynana, peynir şekerlerinden ya da simit, ince pandispanya, acı badem, atom vb. çeşitlerinden birini tercih ederler. Vitrin üstünde duran "İmren" (daha sonra adı Çamlık Gazozu oldu), Çataltepe Gazozları’ndan alarak içine nohut leblebi doldurmaya başlarlar.

            Hemen yan taraftaki dükkânda Ünye'nin kitap, gazete ve kırtasiye ticaretindeki önemli ismi Selâhattin CÜCÜR, yüksek sesle birilerine bir şeyler anlatır. Bir yandan da çocuklara sakin olmalarını, yavaş olmalarını tenbih eder.

            Meydanın ortasına kadar gelen BEY çocukları uyarmak için kornasını acı acı çalan Topçu'nun 1956 model Faun kamyonunun geçmesini irkilerek bekler. Arabanın arkasından hamal İbram Dayı’nın elindeki, ağzının üst tarafından delinmek suretiyle ip geçirilmiş ve bir odun parçasıyla tuttuğu sini büyüklüğündeki Tahta Balığı’nı (Kalkan Balığı) görünce hayretler içerisinde baka kalır.

Topçu'nun Faun Marka Kamyonu ve Aydın'ın Java Motosikleti

Ahmet KABAYEL Fotoğraf Arşivi - 19.04.1964

            O sırada meydandan geçmekte olan kızlara Java marka motoruyla hava atan Bıyıklar’ın yeni yetme oğlu Aydın aşağı yukarı dolaşmaktadır. Ziraat Bankası’ndaki kaldırımlara yaklaştığında kendisinin geçmesini bekleyen şehirli kadınları görünce zaman zaman yaşadığı şaşkınlığı bir kez daha yaşar.

            Asfalta doğru yaklaştıkça okul çocuklarının yere kulaklarını yapıştırarak hangi taraftan araba geleceğinin mütalâasını yapmaları ilgisini çeker. Boş olan asfalttan rahat bir şekilde karşıya geçer.Çocuklarını okula götürmek üzere kapının önüne çıkan uzun boylu Liman Reisi Sükûti Bey, tertemiz beyaz giysiler içerisinde elbisesi kadar temiz yüzüyle selâm verse de samimi bir yanıt vermeden BEY iskeleye doğru yürümeye devam eder.

Mustafa Yamak, Hulusi Güven, Selçuk Sürgit, Hacı H. Suyabatmaz

Selçuk Sürgit Fotoğraf Arşivi - Burunucu Mahallesi

            İskelenin başına geldiğinde ucunda duran iri yarı adamı fark eder. Etrafta ikisinden başka kimse yoktur. İlerlerken Çocuk Parkı’nın karşısında, denizin içinde yarı yatmış şekilde duran nesnenin daha önceleri Yaz akşamlarında hoş görüntüleri sağlayan fıskiye olduğunu bilmemektedir. İlerledikçe uçtaki insanın sallandığını fark eder. Yaklaştıkça kulağına sayılar gelmeye başlar :

            - 1555.

            Biraz sonra :

            - 1556.

            İri yarı adam pantalonunun önünü sıkı bir şekilde tutarak :

            - 1557 der ve sallanmaya devam eder.

            Bey başına geleceklerden habersiz dayanamaz sorar :

            - Efendi ne yapıyorsun?

            İri adam :

            - Devlet görevidir. Saat 11:00 ile 13:00 arası sahile vuran dalga sayısını rapor edeceğim. Büyük bir sıkıntım var. Sıkıştım. İşi de yarım bırakmak istemiyorum. Hacetimi görene kadar yardımcı olur musunuz? der.

            O arada dalga sayısı 1560 olur. Baba LÜTFÜ ağır vücuduyla sallanmaya devam eder. Mâdem devlet görevi;

            - 1561 diyerek söz konusu bey görevi devir alır.

Selçuk Sürgit Saray Caddesi'ndeki Evi Önünde

Selçuk Sürgit Fotoğraf Arşivi - Baba Lütfü'nün Otomobili

            Baba LÜTFÜ koşarak iskeleyi terk eder.. Liman Reisliği binasının arkasından kaybolur. Şimdiki Belediye’nin karşısında Arap Hasan'ın kahvehanesine giderek orada olan ve yoldan geçen ahaliyi iskeleye davet eder ve olayı bir çırpıda anlatır. Baba LÜTFÜ zafer kazanmış komutan edasıyla önde, kalabalık arkasında iskeleye giderler.

            İskelenin başladığı noktaya doğru iri gövdesine rağmen gülerek koşan, arkasındakilerin de ondan aşağı kalmadığı gülüşme ve el kol hareketlerinin şaşkınlığında ancak :

            - 1590…? diyebilen BEY ne olduğunu anlamaya çalışırken, artık koşmaktan yorulmuş nefes nefese olduğu yere çömelmiş hınzır bakışlarla göz göze geldiğinde ağzından dökülen 1591'in bir anlam ifade etmediğini, kendisine düzenlenen bir oyunun kurbanı olduğunu fark eder.

            Gülüşme seslerinin arasında parka doğru yürümeye başladığında iş işten çoktan geçmiştir!…

                                                                                           Ahmet KABAYEL
                                                                                               Ünye - 30.11.2006
 

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR