ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 04 Şubat 2008 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

AŞİRETLERİN
KÖKENİ

Araştırma : Dr. Orhan YILMAZ
(Araştırmacı, Ziraat Yüksek Mühendisi)
zileliorhan62@hotmail.com GSM : 0 (505) 383 69 45

Dr. Orhan YILMAZ - Ziraat Yüksek Mühendisi
    
(Doğum Tarihi ve Yeri : 08.05.1962 / Etimesgut)

AŞİRETLERİN
KÖKENİ

Zile Çayırköy / Civan - Gülizar AKGÜL

Fotoğraf : Dr. Orhan YILMAZ - 2005

            Aşiret (Sıraç) Toplumu'nun kendi ifadelerine göre Zile ve Çekerek Bölgesi'ndeki Aşiretler, bu bölgeye Sivas’ın Hafik İlçesi'nden gelmişlerdir. Tüm Aşiret (Sıraç) Toplumu mensupları, kendilerinin Horasan’dan geldiğini kabul etmektedirler. Çekerek’teki Sarıköy halkı ise kendilerinin Horasan’daki Karaman isimli şehirden geldiklerini kabul ederler.

            Olayı tarihsel kökeninden itibaren getirecek olursak; Horasan Bölgesi 8. yüzyılda Arap Müslümanlar tarafından fethedilmiştir. Kendiliğinden gelişen Arap baskısı sonucunda, Acemler de reaksiyon olarak Şii cereyanlarını benimsemişlerdir. Cereyan eden bu olaylardan, Horasan Bölgesi’nde yaşayan Türkler de etkilenmiştir.

Zile Çayırköy / 2005 - Endam, Hatuk ve Fadime AKGÜL

Fotoğraf : Dr. Orhan YILMAZ

            12. yüzyıla gelindiğinde, Türkistan ve Horasan Bölgesi'nde yaşayan Türkler, Ahmet Yesevî isimli mutasavvıfın etrafında toplanmıştır. Zile ve çevresinde bulunan Aşiret (Sıraç) Toplumu, Ahmet Yesevî bağlılarının Zile ve çevresine yerleşmesi ile hayat bulmuştur. Bu topluluğun manevî liderleri olan dede ve babalar direkt olarak Ahmet Yesevî Hazretleri'nin neslinden gelmektedir.

            Aşiret (Sıraç) Toplumu arasında Hoca Ahmet Yesevî’nin lâkabı “Hubyar”dır. Bu yüzden bazı yerlerde Aşiret (Sıraç) Toplumu, bazı yerlerde “Hubyarlı” olarak da bilinir.

Hubyar Sultan Dede ve
Veli Baba Türbesi'nde Zile Acısu Köylüleri Cuma Akşamı Türbe İçinde Lokma Yerken.

  
Sağdaki Fotoğraf : Ali Kenanoğlu

            Aşiret (Sıraç) Toplumu'na Sünniler'ce “Sıraç” denir. Sıraç kelimesinin birkaç anlamının olduğu söylenir. Aslında “Sıraç” kelimesi, “Sırrını iyi saklayan, sırrını kimseye açmayan kimse” manâsındadır. Başka bir görüşe göre ise, “Sırrı bul, sırrı aç” anlamındadır.

Hubyar Sultan Dede ve Yanında Bulunan

Torunlarının Hubyar Köyü'nde Bulunan Türbesi

            “Sirâc” kelimesi Arapça'da “Etrafına ışık saçan, etrafını aydınlatan, ışık ve nûr saçan, çerağ” anlamlarına gelir. Bu yüzden, “Sıraç” kelimesinin anlamı için, şu menkıbe de Aşiret (Sıraç) Toplumu arasında yaygındır :

Dr. Orhan YILMAZ
Civan AKGÜL ve Zile'de ÇalışanVeteriner Muammer PARLAKTAŞ'la.


Fotoğraf : Dr. Orhan YILMAZ - Zile Çayırköy / 2005

            Hacı Bektaş Veli Hazretleri Sulucakarahöyük’de oturmakta iken, Ahmet Yesevî Hazretleri Sivas’ın Hafik İlçesi'nde tekke kurmuştur. Bunu duyan Hacı Bektaş Veli, dervişlerinden birini biraz altınla birlikte, Hafik’e göndermiştir. Ahmet Yesevî’nin yanına varan derviş, şeyhinin selâmını söylemiş ve altınları da vermiştir.

            Ahmet Yesevî, fakir bir tekke olduklarını söyleyerek, dervişe bir kütük vermiş ve Hacı Bektaş Veli’ye selâm söylemiştir. Derviş, bu kütüğü Hacı Bektaş Veli’ye verdiği zaman kütük, nûr saçan bir cisme dönmüştür. Bunun üzerine Hacı Bektaş Veli Hazretleri, Ahmet Yesevî bağlılarına Sıraç adını vermiştir.

Zile Uzunçarşı Esnafında Otantik Giysiler Alıcı Bekliyor.

Fotoğraf : Dr. Orhan YILMAZ

            Fakat her şeye rağmen, Aşiret (Sıraç) Toplumu, kendilerine genelde Sıraç denmesinden hoşlanmazlar. Bunun Sünniler'ce hakaret telâkki olunan bir kelime olarak kullanıldığına inanırlar.

            Aşiret (Sıraç) Toplumu, dışarıya karşı aşırı derecede kapalı bir toplumdur. Anadolu’daki en katı ve tavizsiz Alevî Topluluğu olarak bilinirler. Diğer Alevî ve Bektaşîlere karşı da kapalıdırlar. Bektaşîleri “alaca” veya “alabağarsuk” diyerek, kendilerinden ayırırlar.

            Bu konuda benim duyduğum bir anekdot vardır. Alevî Bektaşî Federasyonu Başkanı Doç. Dr. Atilla Erden ile Aşiret (Sıraç) Toplumu üzerine yaptığım bir görüşme esnasında, “Kendisinin bir Alevî, bir Federasyon Başkanı ve bir akademisyen doçent doktor olmasına rağmen, Aşiret (Sıraç) Toplumu'nun bir cenaze törenine katılamadığı”ndan üzüntü ile bahsetmiştir.

            Ayrıca bu konuda benim de Küçüközlü Köyü'ndeki rahmetli babaannemden dinlediğim bir anı vardır. Olay Cumhuriyet kurulmadan önce, 1915 yılları esnasında cereyan etmiştir.

Adeli ve Civan AKGÜL Yöresel Giysileriyle / Çayırköy
     
Fotoğraflar : Dr. Orhan YILMAZ - 2005

            Babaannem, henüz ergenliğe geçmemiş küçük bir kız çocuğu olduğunu, Üçkaya Köyü'ndeki bir cenaze törenine katıldığını söylemiştir. Aslında Üçkayalılar'ın yabancı hiçbir kimseyi cenazelerine almadıklarını, ama kendisinin çocuk olması dolayısı ve merak sâiki ile araya karıştığını söylemiştir.

            Cenaze töreni esnasında çok ilginç şeyler gördüğünü söylemiş ve bunu bana ölmeden önce anlatmıştır. Babaannemin anlattığı şeylerin günümüzde de devam edip etmediğini bilmiyorum. Çünkü, cenaze töreninde gerçekleştirilen bazı ritüeller bugün yapılmıyorsa ve ben bunları anlatırsam, Aşiret (Sıraç) Toplumu'ndan tepki göreceğimi tahmin ediyorum.

Civan AKGÜL ve Adeli AKGÜL Yöresel Giysileriyle / Çayırköy
  
Fotoğraflar : Dr. Orhan YILMAZ - 2005

            Zileli tüm gönül dostlarına selâmlar...

                                                                                          Dr. Orhan YILMAZ
                                                                           Araştırmacı - Ziraat Yüksek Mühendisi
 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR