ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 29 Eylül 2006 tarihinde güncellenmiştir.)

.

Hâfız - Şâir

(1890 - 13.09.1965)

ALİ RİZA
SAĞMAN

Bestekâr

Ali Rıza Sağman

Yazan : Mustafa RONA
Kitap Adı :
50 YILLIK TÜRK MUSIKİSİ (Sh. 347 - 348)
Gönderen : Süleyman İSKENDER
Fotoğraflar :
http://ibogurkan.sitemynet.com/index/id4.htm

ALİ RİZA SAĞMAN
(1890 - 13.09.1965)

            1890 yılında Ünye’de Dünya’ya gelmiştir. Askerî Depo Memuru Ömer Efendi’nin oğludur. İlk ve orta tahsilini Giresun’da yaptıktan sonra, hıfza çalışarak ikmâl etmiş ve 1905 yılında İstanbul’a gelerek, Sultan Selim Câmii’ne müezzin olmuştur.

Hâfız Ali Riza SAĞMAN

Ünyeli Bestekâr - Hânende - Tarihçi - Felsefeci
İlâhiyatçı - Edebiyatçı - Araştırmacı ve Yazar

            Yarım kalan tahsilini ikmâl için, eski Darülfünun’a girerek Hukuk ve Felsefe şubelerini bitirmiştir.

            Bir taraftan resmî okullarda öğretmenlik etmeğe başlayan Ali Riza Bey, bir taraftan da devrinin güzide musıkişinaslarından olan Sultan Selim’li Hâfız Cemal, Udî Ekrem, Muallim İsmail Hakkı, Udî Yusuf ve Kemanî Hasan Beyler’den usul, solfej dersleri almakla kalmayıp, birçok da fasıllar geçmek sûretiyle musıki sâhasındaki bilgisini tam mânâsıyla genişletmiştir.

Hâfız Ali Riza SAĞMAN
Sadettin KAYNAK ile Birlikte

            Ali Riza Bey, memleketimizin nâdir yetiştirdiği hâfızlardan biridir. İlmin muhtelif şubelerine ait birçok te’lifatı vardır ki, bu meyanda (Rûz-i Cezâ), (Cevaba Cevabım), (Fatih İstanbul’u Nasıl Aldı?), (Mevlit Nasıl Okunur?) ve (Hâfız Sami) adlı eserleri vukufla yazılmış eserlerdendir.

            Güzel şiirler yazan Riza Bey, aynı zamanda bestelediği kıymetli eserleriyle musıki alanındaki vukufunu da ispât etmiştir.

            Gerek Edebiyat, gerekse musıki sâhasındaki derin vukufu, ciddiyet ve vekarı ile toplumda sevgi ve saygı kazanan kıymetli üstad; 13 Eylül 1965 tarihinde vefât etmiştir. Hayatında, kendi eliyle yaptırmış olduğu; İstanbul Edirnekapı’da Otakçılar’a giden yolun sağındaki kabrine defnedilmiştir. Mezar taşında (Ali Riza SAĞMAN) yazılıdır.

   Bestenigâr                                         Evfer

   Eyvâh! Bu şeb ben yine dünyâyı unuttum
   İçtim elemin zehrini sahbâyı unuttum
   Düştüm, yine sahrâsına sevdâ'yi cunûnun
   Mecnûn u geçip hayme-i Leylâ'yi unuttum

   Muhayyer                                     Süreyya

   Geldi bu hâle gönül               İzleyim dinle gönül
   Gelmez hayâle gönül            Dinleyim inle gönül
   Arzûlar hep yandı da             İçin için yanalım
   Kaldı bir nâle gönül               Şöyle seninle gönül

   Hüseynî                                          Curcuna

   Köylü kızı, köylü kızı
   Yanakların kan kırmızı
   Saçın güneşin yaldızı
   Gözlerin şafak yıldızı

   Hüseynî                                               Evfer

   Feryâd edeyim ağlayayım, ağlayayım ben
   Feryâd edeyim ki, yakışır gönlüme şiyven
   Ben kendimi Mecnûn gibi bedbaht bilirken
   Geçmem yine bir sâniye Leylâ'yi emelden

Hâfız Ali Riza SAĞMAN (1890 - 1965)

Solda : Mevlevî Tahir Olgun

   Karcığar                                       Ağırevfer

   Beni üzme güzelim, nâzı bırak, düğmeni sök
   O güzel saçları saç, gözlerinin üstüne dök
   Göz süzülsün, dudağın gülsün, açılsın o sinen
   Bakarak hayrete düşsün sana gönlüm gibi gök

   Ferahnâk                                            âvfer

   Gönlümde doğan nursun, açan gonce-i gül'sün
   Gül ey gül-i âlem ki cihânın yüzü gülsün
   Gönlüm gibi kâkülleri bend etme salındır
   Zülfün dağılığ gülşen-i rûhsâre dökülsün

   Karcığar         Söz : Şâir Nedim          Evfer

   Yeniden eski mahabbetleri tecdit edelim
   Gel benim kaaşı kemânım, bize bir iyd edelim
   Seni bir câm-ı musaffâ ile hurşit edelim
   Gel benim kaaşı kemânım, bize bir iyd edelim

   Nihâvend                                Yürüksemai

   Kâfirce bakıp din ile imânımı çaldın
   İmânımı çaldın, beni âteşlere saldın
   Âteşlere saldın beni hicrandan elinle
   Sen hâsılı nem varsa bütün onları aldın

   Acemaşiran                                 Ağırevfer

   Ehl-i dil ârâm eder ol yerde ki rağbetlenir
   Kâh olur gurbet-i vatan, kâh vatan gurbetlenir
   Pâk-i tıynet kûşe-i nisyanda hâr olsun mu hiç
   Güher âğuş-i sadeften dûr olur kıymetlenir

   Tâhir                                                   Evfer

   Dünyâda gözüm her neyi gördüyse o, sendin
   Sevdâya salan gönlünü oldun yine kendin
   Kirpiklerinin süzdüğü ateşli bakışla
   Sevdâlara meydan okuyan gönlünü yendin

   Acemkürdî                            Senginsemai

   Gülsün emelim gel de şu hicrânı utandır
   Bağrında da bağrındaki ateşten uyandır
   Söz ver yine kandır, beni sevdâna inandır
   Sevdâna inandır, yine söz ver, beni kandır

   Hüseynî                                             Düya

   Zülfün halkalanmış çıkmış meydana
   Meydan okur her sevdâlı insana
   Kâfir gözler zarar verir imâna
   Yandım Allah, merhamet eyle bana

Kızı Mediha - Damadı Vâsıf IŞIK

Ali Rıza SAĞMAN'ı Anma Töreni

   Hüseynî                                             Düya

   Altın kâküllerine güller takın
   Otur kucağıma canıma yakın
   Mest ol, baygın baygın etrâfa bakın
   Coşsun göynüm, sana eylesin akın

   Ferahnâk  Söz : Hüsnü Efendi  Devrihind

   Âteş aldım bilmedim bir âteşi ruh?
   Âteş oldum yandım Allah merhametle?
   Eyledin kendin beni pervâne-i şemi ?
   Sen de düş kendin gibi bir âteşe sû?

   Sabâ                     1929                   Türkaku?

   Nâz ile hırâm eyleyerek gel a gümüş ?
   Hem nâzına, hem şiyvene kurbân olay?
   Sahrâsına gel atma beni mâtem-i ?
   Rahm et bana Peygamber'i, Allah'ı se?

   Sabâ  Söz : Çarşılı Hakkı Bey  Senginsemai

   Zannederdim gönlümü bir şûha bağlasam ?
   Âh-ü gamla sinemi bir kerre dağlarsa ?
   Bitmiyor âh-ü figanım bülbül-i şeydi ?
   Geçmiyor gülmekle hüznüm, belki ağlasam ?

                    

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR