ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 21 Mayıs 2010 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ÜNYE - Οινόη Grubu
Üyelerinin Anıları - I

Derleme : M. Ufuk MİSTEPE
(Araştırmacı - Orman Endüstri Yüksek Mühendisi)
Anılar : ÜNYE - Οινόη Grubu Üyeleri

ÜNYE - Οινόη Grubu
Üyelerinin Anıları - I
http://www.facebook.com/topic.php?topic=72&uid=116432345035745#!/group.php?gid=116432345035745

Fotoğraf, Şuayip Uzman'ın Oğlu Ömer Uzman Tarafından 1957'de Havadan Çekilmiştir.

3 numaralı ev Agavni OLUK (Avni Nine)'nin evidir. Ağavni, Ermenice'de GÜVERCİN demektir.

            Anı     : Ahmet Derya VARİLCİ
            Tarih : 27 Ocak 2007

             "Agavni Teyze'nin evi tam top oynadığımız Orta Okul bahçesinin şut menzilindeydi. Ne kadar dikkat etsek de sık sık kazalara sebebiyet veriyor, azar işitiyorduk. Hattâ cam kırılınca top oyunu bitiyor, bir de toptan oluyorduk. Daha çok top sahibini mağdur eden bu durum sebebiyle aramızda ilginç bir öykü gelişti.

 

            Agavni Nene'nin evi, okul bahçesinden kaçan toplarla doluydu. Hattâ odanın biri ağzına kadar bizim kaçırdığımız toplarla dolmuştu. Alt pencerelerden birine yanaşıp, bu söylentiyi doğrulamaya, gerçeği kendi gözümüzle görmeye çalışırdık. En küçük bir tıkırtıda, panikleyip kaçardık. Muhtemelen tıkırtıyı çıkaran da kendimizdik. Kendi kendimizi korkuturduk yani…

 

            Keşaplı Sokağın uzantısı Kiziroğlu Geçidi'nde amcamın kızı otururdu. Eşi de annemin kuzeni. Çocukları Tuncer ve Nurver'le (Tokaç) evlerinin dışında oyun oynadığımız alan burasıydı. Diğer kardeşler Dr. Mahmut ve Hatice henüz küçüklerdi. Ertuğrul, Faruk, Adil ve Mustafa oyun arkadaşlarımızdan birkaçı. İsmail Çınar bizden bir iki yaş büyük, profesyonel topçu idi.. bize göre…"

Meçhulasker İlkmektebi (Ortaokul) Duvarı ve Sivaslı Mehmet'in Evi

Fotoğraf : Eren TOKGÖZ

            Anı     : M. Ufuk MİSTEPE
            Tarih : 18 Nisan 2010

             Keşaplı Sokağın Ortaokul Binası ile kesiştiği yerde görülen duvar, aslında Ortodoks Rum Kilisesi'nin müştemilâtı olan Papaz Evi'nin duvarıdır. Fotoğrafta görülen kapı girişi küçüklüğümüzde (60'lı yıllar) taşla doldurulmamıştı. Buradan tırmanır ve Kilise Sarnıcı'na ve okulun bahçesine çıkardık. Bu bahçe daha önce mezarlıktı. Kilise yıkılırken (1955/56) komşumuz Paylon Teyze'nin hüzün ile anneme "Neden insanların ibadethânelerini yıkıyorlar?" biçiminde söylediği anlamlı sözler aslında bizler için düşünülmesi gereken ibret verici sözlerdendir.

 

             Sokağımıza en yakın Kara Kaya ve civarındaki kayalıklardan, Burunucu Volta Kayaları'ndan ya da Kalabuzu'ndan topladığımız midyeleri iyice temizleyip, yıkadıktan sonra torba veya peştemal içerisinde Papaz Evi kapısına getirir ve oraya koyduğumuz iki taşın üstüne yerleştirilen saca dizerdik. Çalı - çırpı ve kâğıt ile tutuşturarak pişirmeye başlardık. Mahallenin tüm çocukları sıraya dizilirdi.

 

             Mardiros Abi benden 10 yaş büyüktür. Anlattığına göre annesi Paylon BAYGIN, pişirilen midyelerden eğer ona da verirse o da kendisine ekmek ve soğan verirmiş. Midye aranılan ve beğeni toplayan bir yiyecekti. Denizlerimiz henüz kirlilikten nasibini almamıştı. Lâğım suları etkin değildi. Rahatlıkla yerdik. Pişirirken sabredemez, biriktirmeden pişenleri hemen avucumuza alır ve parmaklarımızın yanmasına aldırış etmeden sıcak sıcak mideye indirirdik. İstanbul'daki midye tava ve midye dolma alışkanlığı bizlerde yoktu; zaten midyelerimiz o kadar da iri olmazdı!

 

Yedi Parçalı Ünye Panoramik Fotoğrafının Parça 5 Görünümü.

115. Abdullah Haznedar evi, 116. Eski şoförlerden Sami EKMEKÇİOLU'nun evi, 117. Askerlik Şubesi Binası,
 119.Şükrü YANLIOĞLU evi, 122. Ahmet Bey (Mustafa Kalemen'in kızı ile evli) ve Atıf BAYRAKTAR evi, 129. Hüsrev YÜRÜR'e ait ev,
130 - 132. Niksarlılar'ın evi (Tiyatro Sanatçısı Çarşambalı Ferhan ŞENSOY'un anneannesi veya babaannesi evi).

            Anı     : Ahmet BOZDOĞAN
            Tarih : 18 Nisan 2010

             Askerlik Şubesi Binası'nı yıkarlarken maalesef görmek zorunda kaldım! Fotoğrafta görünen şubenin yüzünü bütün halinde yola indirdiler. Aklımda kalan ve çıkmayan o toz bulutunu unutamam! Olay gözümün önünde ama yıkım tarihi için biraz düşünmem lâzım. Çocuktum, olayın vehametinden habersiz.. tarihmiş, güzellikmiş, bihaberiz.. heyecanla seyrediyoruz. Hadi biz çocuğuz.. fakat yıkan zihniyet?.. evcilik oynadığını sanan beyinli çocuklar (yıkan işçilere sözüm yok!).

            Önce üstündeki kiremitleri kaydırakla aşağı aldılar (Kilise Tepesi'ndeki kilisede de öyle yapmışlar) sonra çatıdan başladılar cinayete. Üçüncü katı katlettiler. Birinci ve ikinci katın ön yüzünü bütün halinde indirdiler aşağıya. Taşlar asfaltın her tarafını kaplamıştı; etraf toz duman ve bir tarihî güzellik dönmemek üzere gitti! Yerine ise tavuk çiftliği gibi ucube bir bina yaptılar güzelim memleketimize.

            M. Ufuk MİSTEPE'den Anıya Katkı : Şube'nin bahçesinde sol tarafta küçük bir havuz vardı. İçerisine ara ara balık atarlardı, ama küçük balıklar olurdu kefal gibi ya da kırmızı akvaryum balıkları gibi.. Bir gün (60'lı yıllar) Ünye İskelesi'nde bir kalabalık gördüm. GÖKÇE adlı yolcu otobüsü iskelenin ucuna yanaşmıştı ve üzerine Balıkçı Teknesi'nden bir balığı yüklemek için vinç yardımıyla hayli efor sarf ediliyordu. Balığı görünce korkmamak mümkün değildi. Balina gibi irilikte otobüsün tüm tavanını dolduran bir MORİNA Balığı değil miydi yüklenen!!! Ve Samsun'a satılmak için otobüs oradan yola koyulmuştu.. gel de arama şimdi o günün fotoğrafını!

            Şube bahçesine geri dönelim : Bir gün İnönü İlkokulu'ndan çıktıktan sonra çarşıya giderken oradan geçtim.. gene 60'lı yıllar. Havuzun içerisinde iki tane Mersin Balığı görmeyeyim mi? Kocamanlardı ve havuzun içerisinde fırıl fırıl dönüyorlardı. Yaramaz bir çocuktum; balıkların boyu boyum kadar vardı. Birinin kuyruğundan tutup balığı yukarı kaldırdım. Sen misin kaldıran; nöbetçi asker beni görmüş, düdük çalarak öyle bir hışımla üzerime geliyor ki sorma! Korkudan ödüm patlamıştı.. kaçamamıştım ve yediğim tokadın ardından paçama kadar ıslanan pantalonumla eve zor yetiştiğimi hatırlıyorum! Çocukluk işte.. altıma kaçırmıştım...

            Anı     : Özgül / Goncagül SARIKAYA
            Tarih : 17 Nisan 2010

             Özgül SARIKAYA - Ünye'de dinî bayramlarda her evde bir nevi un kurabiyesi olan LOKUM yapılması âdettendir. Anamın üstüne lokum yapan görmedim valla, bilmiym yani.:))

 

             M. Ufuk MİSTEPE - Ben de bizim mahallede, yani Ortayılmazlar Mahallesi'nde Rahmetli Meyrem Teyze'nin (Becoğlu Meryem GÜVEN) lokumları gibi lokum yapan görmedim. Tarifini http://unyezile.net/unyemek.htm adresinde verdiğim LOKUM'un daha güzel tarifi bende var diyen varsa ortaya çıksın.. gorkmasın ha!

 

             - Gorkiym! :))

 

             Fikri TERZİOĞLU - Merhaba çocuklar, bakiym da muhabbeti goyulaşduduz, durun hele bi bakiym, Yalugavesi, Sarıkaya, Özden isimleri geçii, ben uriya uzak deyilim. Rahmetli Özden arkadaşımızdı. Babası Hacı Amca, Annesi Meliha Teyze (Annemin ahretliği) eyi tanuduklarımdı. Kardeşleri Şaduman, hattâ biri merdivenden düşmüştü.. dooru mu söölediklerim? Dooruysa, siz Ayşe Deyze'yizi tanımi musuz?.. "en iyi lokumu sen yapiyn gı Ayşe" diilardi Rahmetli Anneme.

 

             Özgül SARIKAYA - Aynen anamın tarifiynen yazıyom. 1 kompostu tası süt kaymağı, 3 yumurta, 1.5 kompostu tası şeker, yarım su bardağı sıvı yağ, 1 tatlı kaşığı amonyak ve 1 çay kaşığı karbonatın üzerine limon sıkılarak kabartılır. Malzemeye katılır, aldığı kadar unla yoğurulur (kaymağınız kıvamlı değilse bir miktar katı yağ eritilip konur). Yumuşak ama ele yapışmayan bir hamur elde edilir. Fırına verirken de üzerine yumurta sarısı sürülür. Sonra da soğumasını bekleyemeden mideye indirilir (son kısım benden ekleme!) :))

 

             Goncagül Sarıkaya TEKEL - Bacıma katiliim, anamın lokumunun üstüne tanımam, tatmak isteyenler bayramda elini öpmeye gitsin yeter. Yalıda Özden Hoca'nın evini kime sorsayız gösterirler.

 

             M. Ufuk MİSTEPE - Çok Değerli Hemşehrilerim, Birgül Hanım'ın lokumu yukarıda tetkiklerinize ve damak zevkinize sunulmuştur. Tarifi http://unyezile.net/unyemek.htm adresinde sitede de yayınlandı. Herkes bu lokumlardan bi dene yiicek anasını satiym. Undan sonra çaylar benden.. sınırlama yok!... Bi Meyrem Teyze'nin lokumundan ısırcaksıyz bi Birgül Hanım'ın lokumundan ve mideye indürdükten sonra torpil geçmeden oylama yapcaksıyz! Ben oyumu en sonda gullancam ki torpil geçmiym! U zaman kim eyi lokum yapii annıcayuk.. annii musuz? :)))

Hasan Halil AKSU Fot. Arşivi 1971 : (Solda) - Büyük Volta'da Hasan Akar, Hüseyin Erkoç, Cemil Başbay, H. Halil Aksu.

(Sağda) - Arka Plânda Ürerler'in bahçesinde Torik Ahmet'in (Alemene Yaşar'ın) evi,
Atikler'in evi, Kayık sahipleri, Hasan Halil Aksu, arkada Hüseyin Fehim Erkoç, Cemil Başbay (1971).

            Anı     : Hasan Halil AKSU - Melih DUYGUN - Hüseyin Fehim ERKOÇ
            Tarih : 16 Nisan 2010

             Melih DUYGUN - Hasan Ağabey, küçükken hiper aktifliğin resimden bellü. Herkes normal poz verii, sen denize daliimuş gibi pozlar veriyn. Cemil Abiler sizin kiracınızdı her halde o zamanlar? Hüseyin Ağbi de acuk üşümüş galiba. Hasan Ağabey ilk yüzmeyi nasıl öğrendin? Beni Saru Gaya'nın arkasına attılar. Biraz su yuttum. Çırpına çırpına öğrendük. Bi de bizim maalleden gemi geldiğinde gemiye kadar yüzen gruplar vardı. Onlarla ilgili çok anılar var. Bizimle paylaşur musun?En güzel midye hangi kayadan çıkardı? Denizcilik Kabotaj Bayramları'nda tüm dereceleri bizim maallenin uşakları toplardı.

             Hüseyin Fehim ERKOÇ - Üşümekten ziyâde poz verme, omuzları dik tutma kaygısı var gibi! Bu resim kayıktan çekilmiş. Nasıl da net! Profesyonel bir fotoğrafçının elinden çıkmış gibi. Resimdeki büyük voltanın midyeleri çok iri, salkım olurdu. Bu yaşlarda oraya kadar yüzer, midye toplar, tenekelerin üzerinde pişirir yerdik. Gemiye kadar yüzenler Vahap, Adnan, Kırık Ahmet, Sasu Hasan, Tosun Ahmet, Apo, belki Kayalıların rahmetli Rahmi, amcam Selahattin vb. devreler. Daha sonra bizim grup Ahmet Özbay, Mustafa Özbay, Turgay, Rahmi, Rafet, Rasim Sarıkaya'nın arkasından babaannemlerin evinin önünden Askerlik Şubesi'ni görene kadar açılırdık. Burada hatırlayamadıklarım affetsinler.

             Melih DUYGUN - Hüseyin Ağabey, biz midye bişürürken tıfılları odun toplamaya gönderiiduk. Unlar da babannenlerinin fraklusunu söküp geliilardı. Sizin bahçede ne çit galiidu ne de fraklu. Zaten bizim mahallede yüzerek Askerlik Şubesi'ni görmiyeni adamdan saymiilardı. Biliisuz, u zamanlar belediye otobüsleri yok. Millet Devrent tarafına fazla gitmiidu. Bizim maalle Ünye'nin 1 numaralu denize girilen yeriydi. Kayaların üzerinde otumaya yer olmiidu. Millete hava atcayuk diye kayaların üzerinden denize atlama şekillerimiz vardı. Diktepe, bombalama, sofra kurma, çömlek kurma, çivileme, dipten gitme. Bir de löngöz olayı vardı! Denizin dibine doğru çekme olayı. Yerlerini iyi bilürdük. Yabancıları uyarurduk!

             Bir de bizim maalleye turist gelince gençler hemen midye bişürürler, turistlere ikram ederlerdi. U zaman iletişim daha iyi oliidu. Biz her sene Yaz girişünde bezden kayık yaparduk. Tahtadan bir iskelet etrafına bez kapla. Yağlı boya veya katranla bezi su geçirmez hale getür. Bez kayıkla çok batma tehlikesi atlattuk. Büyüklerimiz "uşaklar bunlar kâğıt gayık, bunlara binmeyin" derlerdi. 1980 yılı Eylül ayıydı galiba? Denizin üzeri kıpır kıpır. Yavuntu var. Her yer çinekop gaynii. Balıkhaneden 3 - 5 tane yemlik istavrit alduk. Yüzerek Saru Gaya'nın üzerine çıkduk. Bahri Emmi'min fırınından 3 tane pöğrek boru aldım. Gayanın üzerine dik goydum. Yakaladuğumu borunun içine atiym. Akşam oldu 10 kiloya yakın çinekop yakaladım. Giderken boruları gayada unutmuşum. Bahri Emmi'den ne fırça yemiştim! Balıkları maalleye davattım. Sonradan maalleli yiyenim balık yok mu diye soriilardı. Çok güzel günlerdi. O günleri özlüyoruz. Bi boru hikâyesi de bizim Gözlük Hasan'ın vardı. Annatsana lan! :))

             Hasan Halil AKSU - Boru mu oolum bu? Annatcayuk işde, accuk dur.. şeyinde gurt mu var? Alalalala... Boru olayı şöyle oldu. O zamanlar aşağı maalle (bizim urası) - yukarı mahalle (okulun orası) arasında çatır çatır maçlar yapıliidu. Atatürk İlkokulu'nun üst bahçesinde yine top oyniiduk. Hacı Hüseyin Adalular'ın evi de top sahasına bakiidu. Evin atuk su borusu da binanın duvarında açuktan gidiidu. Biz topa bi vuriyk, boru aşşada. Hüseyin Ağabey boruyu iki defa tamir etti. Son seferinde tamir ederken merdüvenin üzerinde sen gel top gafayan çarp. U hırsnan topu alıp eve gitti. Hısımlıktan dolayı topu alıp gelmiştim.. ama bi de baa sor.. şeyim Yusuf Yusuf diidu! :)) Maça devam etmüşdük.

Ünye Belediyesi Fotoğraf Arşivi

1 no.'lu ev Agâh GÜRSOY'un evi (Müslim, Murat ve Tahsin'in babaları), 2 no.'lu ev Abdullah ve Lâmia Haznedarlar'ın evi.
4 numara Hazinedârzâde Süleyman Paşa Sarayı'nın surları. 6 no.'lu ev muhtemelen Burhan Hami ARTUR'ların mâlikânesi. 7 numara
eski adıyla Saray Câmii, yerine yenisi yapıldı ve Taşbaşı (Kaşbaşı) Câmii adını aldı. 7 ile 8 arasında şoför Gıyas GÖKÇE'nin evi var (15'in arkasında).
İsmet - Hakikat - Sıddıka - Müfit EREREN'lerin evi. Aynı ailenin 21'in üzerinde de yeşil renkli bir evleri vardı. 8 numara İnönü İlkokulu,
9'da Kara Hacılar'ın Öğretmen Özden Sarıkaya'nın evleri.
13 no.'da Sait Haznedar'ların evi var.  17 no.'lu ev Acem'in Tahsinler'in evi. 20 numaralı
mekânda Ferhan ŞENSOY'un Niksarlı dedesinin evi var. 16 numara Askerlik Şubesi binasının olduğu yer.
19'da eski Belediye Reisi Rahmi ÖZTÜRK ve 18'de Hulusi Âşık ve oğlu Hikmetler'in evi.
21 numaralı ev Kel Cemallerle amcalarının ve birlikte Tacülbatlar'ın evi.

            Anı     : Aynur / Cemal İSKENDER
            Tarih : 16 Nisan 2010

             M

            Anı     : Fikri TERZİOĞLU
            Tarih : 19 Mayıs 2010

            Sevgili Ufuk, fotoğrafta görülen yer o zamanlar Ünye'nin şehir içine giden iki ana yolundan birisiydi. Yollarımız parke taşıyla döşenmis olup, pek vasıta geçmeyen alışveriş merkezi sayılan yerlerden biriydi. Fotoğrafın hemen yan tarafında kaymaklı dondurma arabasının ilerisindeki dar bir aralık ve Hoşgör bulunurdu. Hemen bitişiği ise tamamen taş fakat işlemeli, süslü taşlarla yapılmış bina Ziraat Bankası'ydı. Fotoğraf, benim de yanında çalıştığım Ünye'nin tanınmış şahsiyetlerinden Şekerci Ahmet Eren'in dükkân bitişiğidir. Bu dükkânı Topçu Dondurma Kaymakçısı Hüseyin Diktepe, kardeşi Yusuf Ağabey (dükkânın giriş kapısında oturan kasketli) ile bir müddet çalıştırmışlardır. Bu dükkânda daha sonraları Yaşar Çepoğlu, Müdür diye çağırdığımız Sivas kökenli güler yüzlü bir ağabeyimiz ve Hamdi Kuyumcu Ağabey de bulunmuştu. Müdür Ağabeyin kardeşi Osman akranımızdı. Sinemacı Ömer Ağabey enişteleri olur. Fotoğrafta görülen iplerin asıldığı demir kanatlı kepenkler bizim dükkâna, Şekerci Ahmet Eren'in dükkânına aittir.

            Fotoğrafta görülenlerden soldan ikinci Şekerci Eniştemin tek oğlu İlhan EREN'dir. Yanındaki çocuk İlhan Ağabeyin ablası Semin Ablamız'ın ve Termeli, hızar atölyesi olan Fahri Eniştemizin oğlu Tarık İSKENDER'dir. Hemen arkalarındaki, beyaz ceketli kasketli oturan Yusuf DİKTEPE Abimizdir. Ayakta duran takım elbiseli abinin ismini hatırlayamadım. Bir eli pantolonunun kemerinde, eğilmis poz veren kravatlı genç, abim Fikret TERZİOĞLU'dur. Abimin arkasında gazete okuyan beyaz ceketli kasketli ise Topçu Dondurmacısı (Kaymakçısı) Hüseyin DİKTEPE'dir. Hüseyin Abi'nin yanındakini ve ortamektepli çocuğu çıkaramadım. Orada kendince poz vermiş delikanlı çocuk, başında kâğıt gözlük, paltosu omzunda olan da ben Fikri TERZİOĞLU'yum.Bu sokağı ve sakinlerini "Şekerci Ahmet'in Çırağıydık" hâtıratıyla http://unyezile.net/cirak.htm site adresinde yayınlandı.

            Topçu Dondurmacısı olarak ün salan Hüseyin Ağabey, dondurma arabasının fotoğrafta görülen tekerleklerinin yerine sonraları bisiklet tekerleği, daha sonra da ön tekerleği alınmış bir bisikleti monte etmiş, pedal çevirerek satışını gerçekleştirmişti. Hüseyin Abi bununla yetinmeyip çok uzun pala bıyıkları ve Panama şapkasının etrafını ışıklandırarak kendinde de değisiklik yapmıştı. Benim, ceketini omza atıp poz vermemi sakın yadırgamayın. Etrafımda ceketi omuzda o kadar çok büyüklerimiz vardı ki Ünye'de sayılı olan ceket omuzda gezenlerin en başında sık sık babamın dükkânında gördüğüm Yaşar KAPTAN gelirdi. Yaşar Kaptan, uzun boylu dev yapılıydı. Kahverengi çizgili takım elbisesinin pantalonu çok geniş olmamakla beraber bol paçalıydı ama ceketi hep omzundaydı. Bazen hafif düşer, kayar gibi olan ceketini küçük bir dirsek ve omuz hareketiyle yerine hop diye oturturdu. Öyle ustalıkla yapılan bir hareketti ki yılların alışkanlığı olsa gerek. Ceket omuzda gördüğüm büyüklerimden, her zaman evimizin önünden geçenlerden biri de sevimli yüzlü Mevlüt Ağa'ydı.

            Komşum olan sevimli insan, Recai Dayı'mın evinin önünden geçer, bastonuyla bizim evin önünden Yalı'ya doğru giderdi. Ayağında beyaz gibi bir pantalon, üzerinde tişörte benzeyen gömlek, ince ceketi omzunda olurdu. Oğlu Uzun Veysel Dede (biz dede derdik), gerçekten cok uzun boylu, omzundaki uzun paltosuyla daha da heybetli görünürdü. Evimizin önü parke taşlarıyla döşeli Samsun - Fatsa yoluydu. Burunucu'na gidenler bizim evin önünden geçerdi. Pehlivan Recep Amca da ceketi omzunda geçenlerdendi. Bir de Ortaokul Yokuşu başından gelen bizlere gülerek sevgisini her zaman belli eden Osman TAN Ağabey de uzun paltosu omzunda geçerdi. Ağabeyi Abdullah TAN Ağabey de heybetli yapısıyla uzun paltosu omzunda ağır ağır geçerdi bizim sokaktan. Yan komşumuz (Arap) Hasan TONYALI Amcamız da kırmızıya çalan kahverengi uzun paltosu omzunda gelip giderdi. Çarşılarda gördüklerimden İsmail KÖK Ağabey de ceketi omzunda olanlardandı. Ben ve arkadaşlarımın en çok çekindiği biri daha vardı. Onun bakışlarından dahi uzağa kaçardık. Ayağında aceske benzeri uzun potin, hafif külotlu pantalonu ve ceketi omzunda o kadar da ahenkli yürürdü ki salladığı elleri adımlarıyla uyumlu Efeler gibi geçerdi yoldan. Geçerken sert bakışlarına hedef olmamak için deniz kenarına doğru kaçardık. Biz polisten korkmazdık ama sanki tutup dövecekmiş gibi bakışlarından korkardık Bekçibaşı MİSTAP Emmi'den. Ya uşaklar, Ünye'mizde böyle güzel büyüklerimiz varken etki altında kalmaz mı altı - yedi yaşındaki çocuk? Fikri Abiyizi onun için yadırgamayın.


Devam Edecek

Ünye Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

 

YAZDIR