ANA SAYFA            
(Bu sayfa en son 07 Şubat 2007 tarihinde güncellenmiştir.)

 

 

ANILARDA
ZİLE DÜŞLERİ
VE NOSTALJİK ESİNTİLER

Anılar : M. Ufuk MİSTEPE
Orman Endüstri Yüksek Mühendisi

Republique Turque Chemins de Fer & Ports de L'État - Ligne Samsoun - Sivas
Souvenir de la Remise á l'Exploitation de la Station Zilé - Août 1928 - Imp. Ahmed İhsan (Stanboul).


Samsun - Sivas Demiryolunun Açılmasıyla İlgili Olarak Hazırlanan Hâtıra Albüm

Ünye Ortaokulu II. Sınıfı’nı Teşekkür Belgesi alarak başarıyla tamamlamış; okul idaresinin mükâfat olarak verdiği, Refik Halit KARAY’ın “Bu Bizim Hayatımız” adlı romanının soluk sayfalarında buruk izlenim ve bilinmeyişlerde Samsun – Zile tren hattında  İstasyon istikametine doğru ablam Gülây MİSTEPE ile birlikte kara trenin çuf çuf - takadak sesleri arasında yol alıyorduk.

    

 Yıl 1969. Herkesin ‘68’ler kuşağındanım’ diye bir zamanlar kasıla kasıla övündüğü yıllardı. Acaba bu dönem övünç mü yoksa utanç yılları mıydı insanlarımız için? Şöyle bir baktım semaya ve geçmişte yaşananları film şeridi gibi bulut kümelerinde ard arda izledim hayal dünyamda. "İyi tarafları da vardı" dedim, o senelerde yaşadıklarımızın…

 Ablam henüz bekârdı ve evlenme arefesindeydi. Enişte adayımız, Gemerek Ortaokul I. sınıftan Türkçe ve Müzik öğretmenim rahmetli Mahmut Nedim ÖĞRETİM ile birlikte kiralık ev aramışlar ve Altınevler Mahallesi, Artova Cadde, numara 6/B’de oturan rahmetli Türkân AKYUNAK (Odabaşoğlu) Hanım’dan hatırı sayılır bir bedelle alt katlarındaki 6/A numaralı daireyi kiralamışlar.

Soldan Sağa : Türkân, Pamuk, L. Nejat,  M. Engin, Şükrü, Nimet, Necati Akyunak

Altınevler Mah. Artova Cad. No. 6/A - B

 Zile’nin en mutena semtiydi Altınevler Mahallesi. TÜMTÜMOĞ’un çeneden dönenlerin kabristana uğurlandığı güzergâhtaydı evin önündeki Artova Caddesi’nin düşsel güzellikteki uzantıları.

 Bir ara kitap sayfalarından başımı kaldırıp trenin penceresinden dışarı baktım. Gözüme kömür parçacıkları da kaçmasa muhteşem güzelliklerle kucak kucağa olacaktım neredeyse. İlkbaharın neş’esi, ardından leylekler, harmanlar, dere kenarlarında tipik kavak ağaçlarıyla bezeli Anadolu köyleri, bağlar, kiraz ve ceviz ağaçları, şekerpancarı tarlaları…

Bağ Yolunda Eşek Arabasında Dede ve Nine

Asuman ve Atanur DOĞAN Suluboya Çalışması

 Kimbilir ne güzellikler bekliyordu âtide gençlik rüzgârımı? Kondüktörün ‘Bilet Kontrol’ sesi beni daldığım düşlerden uyandırdı. Oturmuştum kuşetli vagondaki meşin kanepeye. Ve dışarıdan çocuklar bağırışıyorşardı; ‘Amca gazete attttttttt’. İşte böyleydi Anadolu’nun kaderi. Güncelliği yakalamak için daha çok yıllar geçmeliydi.

 Matematik öğretmeniydi ablam. Mesleğinin üçüncü yılıydı. İlk yılında da birlikte idik Sivas’ın Gemerek kazasında. Orada yaşadıklarımı da kaleme almak isterdim. Halen özlem doludur o günlerdeki hâtıralarım.

Sivas/Gemerek Ortaokulu Bahçesi

Orta Okul I. Sınıf - 1967
Sivas/Gemerek Tören Alanı

23 Nisan 1968

 Faytonlar asfalt yollarda nal şakırtılarıyla mâziyi koşarcasına adımlarken, Rus Planet marka motorsikletlerin seleleri Zileliler’i bağlara taşıyordu. Simgesi olmuştu bu motorsikletler Zile’nin. Bulgaristan’dan ithal etmişti Ahmet ODABAŞOĞLU ve Âşıkoğlu Necati AKYUNAK’ın evinin arka bahçesinde depolamışlardı onlarcasını.

Âşıkoğlu Necati AKYUNAK Ailesi

Altınevler Mah. Artova Cad. No. 6/A - Yıl : 1970

Kitabın dörtte birlik bölümü arkada kalmıştı ve birden Karadini Bağları canlanıverdi gözlerimin önünde. Roman sahifeleri sinema ekranına dönüşüvermişti birden. Başka bir buuda girmiştim. Küçük bir eşek ve ardında bağ arabası; üzerinde pırıl pırıl bakışlı Zileli çocuklar, köpekleri ve anılar…

Zile Karadini Bağları Mevkiinde Gümele

(Yağlıboya Tablo 50X70 cm İlhan TRAK)

Zile Bağları ve Eşek Arabası Konforu

 

 Bağlar Zileli’nin yaşam öyküsünün özetlendiği yeşil Cennet köşeleri. Gençliğe armağan edilebilecek güzel bir kültür mirası ‘bağ kültürü’nü yaşatmak. Doğaya can verilir ve can alınır şirin yeşilliklerden… Kiraz ve ceviz toplayan o kutsal parmaklar ‘Bat yemenin lezzetinde’ kurulur sofrasına ve banıverir işkefesini. Salça tadımsılığında serin bir ferahlık dolar genizlere ve bakışlar sevgiye dalar peşpeşe…

 Tren bir istasyonda durur. Çuvallar atılır, kazlar bacaklarından sallanır, culuklar debelenir özgürlüklerine kavuşmak için. Sanki bir panayır şenliğidir trende yolcu alışverişi. Acele etmelidir Anadolulu’m. M. Necati SEPETÇİOĞLU’nun dediği gibi ‘Bu Atlı Geçide Gider’ Anadolu’nun bağrına yaklaştıkça. Ben de yaşamımın farklı bir geçidine doğru yol alıyordum tünel yakamozlarında…

 Buram buram tarih ve kültür kokan bir kente uçuyordu kanatlarım. İpek Yolu’nun XX. Yüzyıl gençliği bir zamanların deve kervanlarının, şimdilerde faytonların yol aldığı bu ticarî hedeflerde aydınlık ufuklara doğru yelken açmışlardı.

Bedesten Câmîi

 Güleryüzle karşılamıştı ev sahiplerimiz bizi ve ilk yemeğimizi bir Anadolu kültürü tadımsılığında yeşil mercimekli, yoğurtlu makarna eşliğinde, patlıcanlı tava ile ve delikli pidenin buğulu kokusunda Zile köy peyniri ile ayransı içimlerde yudumladık.

 Aynı kompartmandaki karşımda oturanlar da bir yandan ayran yudumluyor, diğer yandan Sivas’a kadar geçecek yolculuğun geçmiş anılarında bizlere arkadaşlık ediyordu. İğde çıkarmıştı heybesinden ve uzatıvermişti bizlere, kuru üzüm de vardı çekirdekli kocaman kocaman…

 Havza’yı geride bırakmış; Suluova tarlalarında tarla kuşlarını ve havada uçuşan Doğan ve Şahin’leri seyrediyordum. Kargaların renk ve irilikleri de değişiyordu uzaklaştıkça doğduğum şirin kent Ünye’den. Kerpiç ve küspenin tabii kokusu ciğerlerimize Anadolu selâmını içten sunuyordu gönül gözüyle…

 O anda sazın gönül telinden yanık türküler dökülmeye başlamıştı. Yan kompartmandan bir âşık, yolcuların ısrarı üzerine dayanamamış ve sazına bir düzen vermeye başlamıştı. Evet Âşıklar Diyârı’na doğru yol aldığımızın çarpıcı bir göstergesiydi bu yanık ezgiler. Âşık Sadık DOĞANAY’dan;

El vurup yâremi incitme tabip
Bilmem sıhhat bulmaz hicraneler var
Dert vurup da derde eylersin derman
Her can kabul etmez viraneler var

Vay dünya dünya fânisin dünya
Can ile cananı alansın dünya

  diyerek, yüreklere işlercesine çalıyordu âşık. Tezenesini vurduğu telleri Bozuk Düzen’de akort ettiği anlaşılıyordu. Belki de Zile’nin Veysel’i gönüllere taht kurmuştu kalp gözünden akıttığı deyişlerde.

 Diğer bir istasyonda mola vermişti tren; su ikmali yapacaktı. Amasya’ya yaklaşmıştık. Bir serçe konuverdi pencereye ve hemen bakıştık karşılıklı; sanki gülümsüyordu. Uçuverdi aniden ve kanatları özgürlüğe açılıverdi sessizliğinde. Aynı yıl Yeni Hamam’ın giriş kapısı üzerindeki Serçe Sarayı’nda tüm özgürlüğe uçan sevgilerin kanat çırpınışlarını duyumsadım.

Serçe Sarayı (Yeni Hamam Soyunmalık Girişi Üzeri)

Fotoğraf : Necmettin ERYILMAZ

 Ev sahibimizin aşılı güllerinin aromasında ve elma ağacı dibinde demlenmiş çayımızı yudumlarken ‘Bat’ yemenin farklı lezzetinde Zile Pekmezi’ne işkefeyi banmanın coşkusunu damağımda hissedivermiştim. Ardından Yadigâr Odabaşoğlu’nun sunduğu bir salkım üzüm turşusu ile hayatımın unutulmaz bir tadımsılığı ile tanışmış olmanın verdiği hazzı halâ unutamam. O lezzeti bir cümbüş ahenginde sesli seremoniye dönüştürmüştü Bahçelievler Mahallesi’nde.

Türkân Akyunak, H. Deniz, E. Nihan ve F. Saliha Mistepe

Altınevler Mah., Artova Cad. No. 6 Bahçesi

 Tren düdüğü acı acı çalıp da gerçek dünyamıza döndüğümüzde dalıvermiştim kitabıma; gerçekten ‘Bu Bizim Hayatımız’dı. Heyecanların gizeminde, geleceğe uzanan kaderin küçük bir parçasıydı yaşamımdaki Zile anıları. Yolcular bana bakıyordu; hemen yüzüm kızarıvermişti. İlgi odağı olmak yanağımdaki kızartılara davetiye çıkarmıştı.

Gülây Mistepe (Öğretim) - F. Saliha Akyunak - Leyla Kocaman

23 Nisan 1970 - Zile

 Saliha ilkokul dördüncü sınıftaydı ve ev sahibimizin tek kızıydı. Ağabeyinin bisikletine binmiş ve ona da “gel sen de arkama geçiver” dediğimde aynı gül kurusu yüz kızartısını bu minicik gülücüklerde temaşa edivermiştim utangaçlığında. Çok severdim yaşıtım Ahmet’in bisikletiyle Zile sokaklarında turlamayı.

 Ahmet de ağabeyi Engin’in bisikletine biner, akşama değin dolaşırdık sokak aralarında. İlk aşklarımızı da o turlarımızda tadabilmek sevdasıyla oyalanırdık ve defalarca pedal çevirirdik sevgiye doğru…

Zile Bağlarının Simgesi - Rus Malı Planet Marka Seleli Motorsikletler

M. Engin AKYUNAK - Turhal 2. Noteri

 Kapkara önlüklü ve şapkalı öğrencilerin köy okullarına gidişlerini izlerken kitabımın yarısına gelmiştim. Bizler de şapka giyerdik Zile II. Ortaokulu’nda; Müdürümüz Gazoz Ömer’di. Yurttaşlık Dersi’mize girerdi; eşi Ülkü AÇIKEL Türkçe öğretmenimizdi. Ünyeli Fransızca öğretmenimiz Fahri Bey’in yazmış olduğu ‘Beni Babam Doğurdu’ adlı kitabını hiç de benimseyememişti Ülkü Hocanım.

M. Ufuk, Nilgün ve Gülây MİSTEPE

19 Mayıs 1970 - Zile

 İlk dönem Lise binasında tedrisata geçtik ve ikinci dönemde yeni açılışı yapılan II. Ortaokul’da (şimdiki Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu) eğitim ve öğretime başladık. Bu okulun ilk mezunları arasında ve Tarım Dersleri'nde etrafındaki ağaçları diken öğrencilerden biri olmanın gururunu taşıyorum.


Zile II. Ortaokulu (Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu)

Osman AKDURUCAK (şimdi tabip) okulu birincilikle, ben ikincilikle ve Banu AKBAY da üçüncülükle bitirmiştik. Okulun girişinde iç kolonda İftihar Listesi’nde fotoğraflarımız asılmış ve ziyâdesiyle memnun olmuştum.

 

 Geniş bir kadroyla Molière’in ‘CİMRİ’ piyesini Sanat Okulu’nda (şimdiki Endüstri Meslek Lisesi) üç gün üst üste sahneledik ve ben Harpagon rolünde baş rolü oynuyordum. Koca kitabı ezberlemiştim. Hele bir sahnesi vardı, tamamen monologdu ve yere düşüyordum. Yürekleri hoplatan bir sahneydi.

Soldan Sağa : Osman Akdurucak, M. Ufuk Mistepe, Banu Akbay

Zile Erkek Sanat Okulu - 1970 (Molière’in ‘CİMRİ’ piyesi)

 İşte başımı kitabımdan kaldırdım ve dışarıda okul bahçesinde top oynayan çocukların cıvıltısı. Alacahöyük’teki anılarım canlanıverdi. Matematik ve Beden Eğitimi öğretmenimiz Mehmet KARAKALKAN’ın Teknik Direktörlüğü’nü yaptığı Basketbol ve Voleybol takımında yer almıştım Zile’de.

Osman Akdurucak, M. Ufuk Mistepe, Banu Akbay, Mehmet Elbaş ve Diğerleri.

Zile Erkek Sanat Okulu - 1970 (Molière’in ‘CİMRİ’ piyesi)

 Hocamızın bir önceki görev yeri de Alaca Nedim Tuğaltay Ortaokulu idi ve faiz formülünü bu okulun adıyla çağrışım yaparak ezberletmişti bize. F = A.n.t/100 Yani, “Alaca Nedim Tuğaltay Orta Okulu Birincisi Feyzi” şeklinde…

Alaca/Çorum - 1970

M. Ufuk MİSTEPE Alacahöyük Kalıntıları Üzerinde

 Okul takımıyla birlikte Alaca’ya gitmiştik ve tabi hocamızın eski takımı deneyimsiz ve antrenmansız olan bizi fark yaparak paçavraya çevirdiler maçta. Benim maçtaki lâkabım ‘Hamsi’ idi. Çünkü çok zayıftım ve bana bu lâkabı yakıştırmışlardı. Soyunma odasına geçerken okulun çıkardığı gazete adının ‘UFUK’ olduğunu görünce çok duygulanmıştım o an…


Zile Spor Basketbol Takımı Toplu Halde Görülüyor.

 Dışarıda av köpeklerinin koştuğunu görüyordum pencereden. Keklik avına giden ve tüfeklerini kırmış, emin adımlarla dağa doğru ilerleyen avcılardı bunlar. Henüz tüfekle bir canlı vurmamıştım o zamana kadar. Şimdi Zile Akbank Şubesi’nde çalışan sınıf arkadaşım Ahmet’le Hüseyin Gazi Tepesi’ne doğru tüfekle ava çıkmıştık.

 Bir heybetli ceviz ağacına yaklaştık ve Ahmet’in bana uzattığı tüfekle ağaca nişan alarak karga sürüsüne ateş ediverdim. Çığlık çığlığa gaklayarak kargalar kaçışırken etrafa saçılan tüy parçacıkları arasında üç karganın yere düştüğüne şahit oldum. Evet, üç tane birden vurmuştum ve Ahmet’in 'sen de kaç!' diyerek, koşarak kaçmaya çalıştığını gördüm.

         

 Arkamı döndüğümde bahçe sahibinin köpeğiyle birlikte üzerimize geldiğini görmüş, ama kaçamamıştım. Kargaları aldılar ve bir daha bu bahçeye girmemem konusunda ısrarlı tembihlerde bulundular. Köpeğine yedirecekmiş kargaları…

 Ev sahibim Âşıkoğlu Necati AKYUNAK seleli motorsikletiyle beni Çekerek yolundaki bağlarına götürmüştü. Köstebeklerin delik deşik ettiği tarlalarda kiraz ve vişne ağaçlarına tırmanıp, kasalarca toplamış ve bir kısmını mahalleye dağıtırken bir kısmını da satılmak üzere bakkal dükkânına bırakıvermiştik.


Zile Altın Kiraz Festivali

 Okul dönüşü Şair Ceyhunî Caddesi'ndeki bakkaldan sitil içerisindeki kaymaklı yoğurtları ve piştikçe sünerek uzayan çökelekleri alır, yumurtayla pişirir, afiyetle yerdik. İnanın o günlerin kalaylı bakır kaptaki çökelek lezzetini şu yaşımda dahi yeniden tadıverme şansım olmadı. Hele evde yalnız kaldığımda, sınıf arkadaşım Dursun GÖZCÜ’nün (Turhal Şeker Makine Fabrikası Modelhane Ustabaşısı) yapmış olduğu çökelek ve çorbayı da unutmam mümkün olmadı. Bana yıllar sonra hediye ettiği pembe renkli 33’lük tesbihi de…

Şıhali Mah. Solda Sıraköprü Cad., Sağda Şair Ceyhunî Cad.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE 17.08.2004 Salı 18:40

 Hava kararıyordu ve trenin ışıkları yanmaya başlamıştı. Turhal’a yaklaşıyorduk. Kitabımın dörtte üçünü geride bırakmıştım. Dışarıdaki direklerde ışıklar da yanmış; köy evlerindeki lâmba hâreleri ve köpek seslerini seyrederek dalıvermiştim gene…

 Ortaokul son sınıfta gece mütalâaları vardı. Her gece bir öğretmen nöbetçi kalır ve okul çıkışı ödevlerimizi yapmak, bir sonraki günün derslerine hazırlanmak ya da yazılılarımız için yapamadığımız, anlayamadığımız bölümleri hocalarımıza sormak suretiyle verimli gece saatlerini değerlendirirdik mütalâalarda. Çıkışta gruplar halinde şarkılar söyler ve Ulu Câmi karşısındaki dondurmacı İltekinler'e girer, oturur ve limonata eşliğinde doyumsuz lezzetteki limonî dondurmalarımızı kaşıklardık. Bu bizim keyif aldığımız gece lüksümüzdü o yıllar.

 Henüz Tokat Kebabı sobaları yaygınlaşmamış ve bilinmiyordu. Sonradan çıktı emaye sobalar. Hafta sonları bağların duman duman gümeleleri arasından güveçlere atılmış 'patlıcanlı tava'ların, yaprak sarması ve mercimekli bulgur pilâvlarının pişmeleri ânında çocukların bağ sulama havuzlarına çıplak ve külotsuz atlayışlarını seyreder, kurbağalar seremonisinde neş’elerine katılır ve ayaklarımızı ıslatırdık havuz besleme sularında. Kimi eşek sırtında, kimi at arabasında, kimi seleli motorsikletlerde, kimisi tabanvayda, kimileri de traktör römorkunda bu cümbüşe katılır ve akşamı ederdi.

Mine, Türkân, Cemile, Kadriye, Çiğdem, Yasemin

Zile Bağlarında Ocakbaşı Keyfi
Çağıl, Ahmet, Selim, Lütfü Nejat ve Tülây

Yeni Neslin Bağ Sofra ve Sohbeti

 Tren penceresinden alaca karanlığın bir ressamı imrendiren doğal ışıklarını seyrederken Âşıkoğlu Necati’nin fırsat buldukça kara kalem alel acele çizdiği bağ ve manzara resimlerini yapışındaki özenti ve arzuyu seyrederdim çizgilerinde. Ağabeyi Nihat AKYUNAK da dünya çapında bir ressam oluvermişti, küçük yaşta Zile’den İstanbul’a göç ederek. Şiir yazmayı da severdi Necati Bey; işleri arasında fırsat buldukça Zile ve sevda şiirlerini dökerdi dizelere.

Ressam Nihat AKYUNAK'ın Bir Peyzaj Resmi

Şenlik Köy'de Kış - 1981, Tual Üzerine Yağlıboya (81 x 65 cm)
Ressam Nihat AKYUNAK

1964 - İstanbul

 ‘Bu Bizim Hayatımız’dı işte…

 Kitabımın sonuna yaklaşıyordum ve uzaktan Zile’nin çevre dağ ve tepeleri ufukta belli belirsiz karartılar halinde görünmeye başlamıştı. İstasyon’a gece varacaktık. Bakışlarım beni gece açık hava sinemalarındaki yerli filmlerin senaryolarına sürükleyiverdi birden. Panayır Yolu’nda sol tarafta bir açık hava sineması (Aykut Sineması) ve karşısında bir benzinlik vardı. Bahçesini bir kurt köpeği beklerdi ve okula giderken o köpeği havlatmaktan büyük zevk alırdık.

 İlk renkli filmler yeni çıkıyordu piyasaya; Necdet Tosunlar, Ayhan Işıklar, Nubar Terziyanlar, Salih Tozanlar, Hulusi Kentmenler, Ahmet Tarık Tekçeler, Serpil Güller, Vahi Özler, Belgin Doruklar, Parla Şenollar, Turhan Seyfioğulları, Cilalı İbolar, Mualla Sürerler, Sami Hazinsesler ve daha niceleri bu beyaz perdeyi unutulmaz anılarda canlandırdılar belleklerimizde… Duygularımıza tercüman oldular.

 Kitabımın son sayfasını da kapamıştım. İstasyon’da bir Anadol marka taksiye binerek geldik Zile’ye. Samsun’dan Zile’ye o devirlerde Ford marka minibüsler kalkardı. Sonradan Azimkâr Otobüs İşletmesi devreye girdi. Zile geceleri sakindi. Ay dolunaydı ve yaşamın parlak bir çehresine sanki göz kırpıyordu bilmişçesine.

 Sanki o da acıkmıştı bizim gibi akşam alacalığında. Ve Bol Kepçe Lokantası’nın önünden geçerken kapanlarındaki gakgubak gakgubak sesleri arasında kekliklerin ötüşlerini dinler, demirciler arastasındaki çekiç ve nal sesleri arasından Uzun Sokağı boylu boyunca arşınlardık.

            

Bedesten Câmîi'nin Güney'ine, Şeyh Tusî Sokağı’na bakan Kütüphane’nin (şu anda hâtıralarda kaldı) sol tarafındaki eski İpek Yolu deve kervanları’nın istirahatgâhı olan hanlarda mâziyi düşler; bir zamanların semerci ve nalbant ustalarını Osmanlı’nın Ahilik Teşkilâtı’ndaki günlerinde yaşardık.

Bedesten Câmîi Güney Tarafı

Fotoğraf : Aybala MERAL

 Kara tren yoluna devam etti, yeniden aynı güzergâha bilinmezliklerde dönmek üzere… Ve ben de yıllar sonra havasını teneffüs ettiğim Zile’nin bir damadı olarak yeniden dönüverecektim bu güzellikler diyârına.

 
Âşıkoğlu Necati AKYUNAK

ZİLE YOLLARI

Bir beyaz mendilin sallanışını,

Unutmam o gece ayrılışını,

Silemem gözümün coşkun yaşını,

Uzayıp giden o Zile yolları.
16.03.1956/Kars

 

Mimarîsine hayran olduğum, tarihî esintilerinde Osmanlı’yı terennüm ettiğim, dizelerinde duygularıma tercüman bulduğum, bağlarında gençliğimin coşkusunu yaşadığım ve insanlarında sevgiyi doya doya hissettiğim sıla türküsü kokan Silay’a kucak dolusu sevgilerle geldim.

Altınevler Mahallesi - Artova Caddesi

Panoramik Fotoğraf : Necmettin ERYILMAZ

 Canların ve sevenlerin olsun, duygu selinde coşan nostaljik Zile anılarım…

 

Zile Makaleleri Sayfasına  

Dönmek İçin TIKLAYINIZ

YAZDIR