|
ZİLE
İLÇESİ'NDEKİ |
|
Hazırlayan :
Mehmet Emin ULU
Kitap Adı :
Alperenler Cenneti TOKAT
(Tel
: 0 356 228 82 55 -
GSM :
0 536 612 63 73 / İstanbul 2004, 464 sh.)
mehmeteminulu@yahoo.com
http://tosayad.spaces.live.com/?_c11_BlogPart_BlogPart=blogview&_c=BlogPart
ALPERENLER CENNETİ TOKAT
ZİLE İLÇESİ'NDEKİ
ALPERENLER VE EFSÂNELERİ - II
Çağlayan
Evliyâsı Çevresi
Karakuzu Köyü
ÇAĞLAYAN EVLİYÂ
Karakuzu Köyü'nde bulunmaktadır. Halk arasında Çağlayan olarak bilinen şelalenin yakınındaki mağarada bulunmaktadır. Şelale yakınında bulunmasından dolayı muhtemelen Çağlayan Evliyâ olarak tanınmıştır.
Çağlayan Evliyâ'yı ziyârete gidenler, çeşitli konularda dilekte bulunurlar. Şelalede ıslattıkları bezleri mağaranın duvarlarına dileklerinin yerine gelmesi için yapıştırırlar. Aslında Çağlayan Evliyâ'nın kabri mağarada değildir. Onun her bahar geldiğinde şelalenin sesiyle, uhrevî bir beste yaptığı, bu bestenin çağrısını duyup da ziyârete gelenlere, pek çok yardım ettiğini söyleyenler vardır. Başı ağrıyanlar, darda kalanlar, içi sıkıntıdan kararan hastaların ziyâret yeridir. Yeni doğum yapan kadınlar, mağaranın içindeki taşlardan sızan, mineral bakımından son derece zengin suyu içerek, sütlerinin bol olacağını düşünürler. Ayrıca buradaki sudan yıkanarak beden ve ruhlarının hastalıktan arınacağına dair inançlar bulunmaktadır.
ÇAL DEDE
Alıçözü Köyü'nde bir tepenin üzerinde, etrafı ardıçlarla çevrili, güzel bir alandadır. En fazla çocuğu olmayan kadınlar tarafından ziyâret edilmektedir. Ziyâretçi kadınlar, buradaki ardıçların küçük kozalaklarını, çiğnemeden yutarlar. Bu şekilde bedenlerine yeni zindelik geleceğini ve çocuklarının olacağına inanan pek çok ziyâretçi vardır.
ÇAMLI DEDE
Yine Alıçözü Köyü'nde bulunan bir başka ziyâret yerinin de Çamlık Dede olduğunu söylemek mümkündür. Mezarının yeri tam olarak belli olmamakla birlikte Çamlık mevkiinde olduğunda şüphe yok gibidir. Çal Dede gibi Orta Asya'dan geldiği söylenmektedir. Doğum, ölüm, hastalık, bereket, yağmur, zenginlik ve sıkıntıdan kurtulmak için yöre halkı tarafından ziyâret edilmektedir.
ÇATAL ARMUT
Emir Dolu Köyü'nde etrafı gürgen, meşe, çam ve ardıç ağaçlarıyla bezenmiş bir tepede bulunmaktadır. Bir kabir vardır. Şimdi bulunmayan iki büyük dalıyla göğe doğru yükselen armut ağacının dibinde olmasından dolayı bu ad verilmiş olabilir. Bu armut ağacın meyvesinden yiyenlerin pek çok hastalığının iyi geldiği konusunda rivayetler vardır. Muhtemelen Horasan Erenler'in biri olduğu, Anadolu'ya İslâm'ı yaymak için geldiği ve burada vefat ettiği bilinmektedir. Köy halkı ve çevre köylüler, burayı kutsal kabul etmişler; özellikle darda kalanlar tarafından ziyâret, bir gelenek haline gelmiştir.
ÇATAL ÇEŞME
Elik Tekke Köyü'nde, Elikli Tekke'nin yakınındadır. Tekkede bir tane kabir vardır. Köy halkı ve çevre köylülerin sıkça ziyâret ettikleri bir mekândır. Hakkında rivayet yoktur.
Çeltek Baba'nın Kabri.
"ANADAN AĞZI EĞRİ OLANA ÇELTEK BABA NE YAPSIN?"
ŞEYH MAHMUT TÜRBESİ (ÇELTEK BABA)
Halk arasında Çeltek Baba olarak da bilinen Zile köylerinin en meşhur ve tarihî dokusu Hz. İsa'ya kadar götürülen bir türbedir. Çeltek Baba'nın ünü zaman zaman köyün ziyâretçiyle dolmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle konaklama imkânları, köy şartlarına göre son derece iyidir. Şeyh Mahmut Türbesi, Zile İlçesi'nin Çeltek Köyü'ndedir.
Asıl adı Şeyh Mahmut olan Çeltek Baba, İslâm Mücahitleri'nden biridir.
Türbede ziyâret edilen üç mekân vardır; Birinci bölüm, Şeyh Mahmut'un kabridir. İkinci bölüm, şifalı suyu olduğuna inanılan "Dilek Suyu"dur. Üçüncü bölüm, asıl ziyâret ve dileklerin uluhî âleme sunulduğu; dua ve niyazların yapıldığı "Çilehâne"dir. Çilehane'de akıl hastalarının bağlandığı yuvalar, sütun şeklinde bir direk mevcuttur.
Çeltek Baba Türbesi'ni ziyârete gelenler önce türbeyi ziyâret ederler, sonra dilek suyunu ziyâret edip, sudan içerler. İcap ederse tepeden tırnağa yıkanabilirler. Dilek Suyu'na gelenler, buradaki suya bez batırarak, duvara süratle atarlar. Eğer bez yapışırsa, dileklerin kabul olacağına; yapışmazsa dileklerin kabul edilmeyeceğine dair bir çok inanç vardır.
Bir rivayete göre, Dilek Suyu'na hastalar getirilir. Hasta, erkekse fanilası; kadınsa tülbendi suya bırakılır. Eğer bu eşyalar, suyun yüzünde kalıp, kabarırsa, hastaların iyi olması mümkündür. Fanila ve tülbent, suyun içine batarsa, hastaların kısa bir zaman sonra vefat edeceğine dair bir inanç vardır.
Çeltek Baba'nın Şifalı
Suyu
Postacı Ömer ALTUNSOY Fotoğraf Arşivi
Dilek Suyu'ndaki ziyâret bittikten sonra; Çilehane'ye gelinir. Çilehane'nin içi halı ve kilimlerle döşelidir. Büyük bir odadır. Ortasında nereden geldiği bilinmeyen Roma dönemlerine ait bir sütun vardır.
Özellikle akıl hastalarının en fazla uğrak yeri olan Çeltek Baba Türbesi, uzun süredir toplum içindeki konumunu muhafaza etmektedir. Hastalar, Çilehane'nin ortasındaki sütuna kollarından iplerle bağlanır. Hasta sahipleri sütunun çevresinde yan yana serilmiş yataklarda sabahlara kadar hastalarını beklerler. İyi olacak hastanın ipleri kendiliğinden çözülür. Önceki durumundan en ufak bir iz kalmaz.
Burada
Roma
Devri'nden Kalma
Sütun Başı Kaynaşan Kültürün
İşareti Gibidir
Çeltek Baba Dinlenme ve Dua Mekânı
Şeyh Mahmut Emirci Doğan, Anadolu'daki pek çok Alperen gibi Hoca Ahmet Yesevî Ocağı'ndandır. Bu bölgeye gelip yerleştikten sonra 13. yüzyılın kaosundan insanları kurtarmak için gönül pınarlarına billur gibi manevî sular akıtmıştır. Adına bir tekke ve zaviye açılan Şeyh Mahmut, zamanla Çeltek Baba adıyla nam salar. Köyün adı da buradan gelmektedir.
Şeyh Mahmut, bu beldeye geldiğinde halkın susuzluktan kırıldığını, hayvanların ölmeye başladığını, kurdun kuşun ah ü figan ettiğini görmüş. Elindeki Yesevî Ocağı'ndan getirdiği uzun değneği toprağa vurunca yerden su fışkırmış. Eskiden bu suya Hacet Pınarı denirdi. Şimdi aynı suya "Dilek Suyu" denmektedir.
Şeyh Mahmut Efendi'nin Vakfiye'sinin tarihi Hicri 751'dir.
Kimileri Şeyh Mahmut'un Havariyûn'dan olduğunu söylemiş olsa da bu yanlış bir bilgidir. Ancak bu türbenin yanında Hz. İsa'nın Havarileri'nden birinin yattığı; bu Havariyûn'ün İsa peygamber'in Yâdı Evlâtları'ndan biri olduğu konusunda elimizde rivayetler vardır.
Halk arasında Çeltek Babanın hâlâ şifa dağıttığını söyleyenler vardır. En çok ruhî bunalım ve felç geçiren hastaların ziyâret yeridir. Çeltek Baba'yı ziyâret edip de şifa bulamayanlara, köy halkının verdiği enteresan bir yakıştırma vardır : "Anadan Ağzı Eğri Olana Çeltek Baba Ne Yapsın?"
Korint Başlıklı Sütun
ÇIRÇIR
Sofular Köyü'nün içinde bulunan iki büyük kavağın arasında yattığı söylenilen bir başka Alperendir.
Türbe olduğu kabul edilen kavak ağaçları, halk tarafından kutsal bir mekân olarak tanınmıştır. Kavak ağaçlarının dalına oturmak, dal koparmak, kesmek ve kuru bile olsa buradan dal götürenlerin büyük belâlarla karşılaşacağı konusunda yaygın bir inanç vardır. Sofular Köyü ve yakın çevredeki köylüler tarafından pek çok dileğin yerine gelmesi için ziyâret edilmektedir.
ÇİĞ KÖY BABA
Palanı Köyü'nde bir evin bahçesindeki kabirde yatan kişi için bu isim kullanılır. Horasan Evliyâları'ndan olduğu söylense de elimizde yeterince bilgi yoktur. Halk arasında insanların kalbini kıran "Çiğ" adamların buraya uğradığı zaman, kısa bir zaman sonra olgunlaşacağı, kalpleri kazanabileceği konusunda bir anlayış vardır.
ÇİMEÇOLUK
Yalınyazı Kasabası'nda bulunmaktadır. Bir adına da Kamber Dede denmektedir. Hakkında pek fazla bilgi yoktur. Üçyüzelli dört yüzyıllık söğüt ağaçlarının bulunduğu, kasabanın merkezinde bulunan bir tekkedir. Konuşamayan, yürüyemeyen, sütü olmayan kadınların, huysuz çocukların sıkıntılarını gidermek için halk tarafından sık sık ziyâret edilir.
Çimeçoluk Tekkesi - Güzelbeyli Kasabası
Postacı Ömer ALTUNSOY Fotoğraf Arşivi
Burayı ziyâret edenler, ağacın dalına ya bir çaput bağlarlar, ya bir yazma, ya da yaramaz çocukların elbiselerinden birini, - özellikle gömleklerini - bırakırlar... Bunların yanında değişik, isteklerin yerine gelmesi için kasaba halkı ve çevre köylüler tarafından ziyâret edilmektedir.
COŞTU
Emir Dolu Köyü'nde bulunmaktadır. Nereden geldiği, kim olduğu, ne zaman yaşadığı konusunda elimizde yeterince bilgi yoktur. Ancak halkın herhangi bir alanda ihtiyacı olduğu zaman, ihtiyacın en kısa yoldan ve istendiğinden daha fazla yerine geleceği düşüncesiyle bu kabir ziyâret edilmektedir. Dilekler yerine geldiğinde, kurbanlar kesilmekte, etrafta bulunan insanlar da çağrılıp, bir Halil İbrahim Sofrası kurulmakta, sonra neşe içinde çoluk çocukla yemek yenmektedir.
DAVUNLU DEDE TÜRBESİ (İMAM MELİKİDDİN)
Türbe olarak kullanılan kabir, Zile merkezde Zincirli Kuyu Mahallesi Şeyhoğlu Sokağı'nda bulunmaktadır. Etrafı duvarlarla çevrili küçük bir bahçede büyük bir Davun ağacının dibinde yatmaktadır.
İmam Melikiddin, Niksar, Tokat ve çevresinin fâtihi Danişmend Melik Ahmet Gazi'nin Şeyhülislâmıdır.
Bu türbenin etrafında bir zaviye ve medrese olduğu söyleniyorsa da; bugün bu eserlerden iz yoktur. 1923 yılındaki büyük yangında yıkılmış olabileceğini söylemek mümkündür. Mezarın başındaki büyük Davun ağacından dolayı, Davunlu Dede olarak halk arasında ün yapmıştır.
Malazgirt Meydan Muharebesi'nden sonra Anadolu'ya gelen Ahmet Gazi Danişment'in Şeyhülislâmı Kadı İmam Melikiddin Muharrem Efendi, büyük bir âlim olarak tanınırmış. 12. Asırda Zile'deki zaviyede haftada iki gün Buharî okuturmuş. Yevmiye olarak da yirmi akça aldığı söylenir. Aldığı paraları fakire, yoksula dağıtır, ilim tahsil eden gençlere destek verirmiş.
Bu türbe büyük bir âlimin kabri olarak çok sık ziyâret edilir. Hemen hemen her türlü sıkıntısı, acısı, hastalığı, korku ve gelecek için istekleri olan halk tarafından üç veya yedi Perşembe ziyâret edilmektedir.
DEVECİ BABA
Güzelbeyli Kasabası'nda bulunan Deveci Evliyâ'nın kabri, yöre halkı tarafından gönül sultanlarından biri olduğu için; bir dileklerin yerine gelmesi amacıyla ziyâret edilmektedir. Nerden geldiği, kim olduğu bilinmemekle beraber Deve Kervanları'nın önünde bu beldeye geldiği konusunda zayıf da olsa rivayetler vardır. Bu rivayete bakarak Güneydoğu'dan geldiğini söylemek mümkündür.
Çerkez
Câmîi - Güzelbeyli Kasabası
Fotoğraf : M. Emin ULU
DİKMEN EVLİYASI
Yaylayolu Köyü'nün içinde son derece sade bir kabirdir. Kim olduğu, ne zaman ve nereden geldiği konusunda elimizde zayıf da olsa bir bilgi yoktur.
Yağmur Duası ve hayatın bütün aşamalarında halkın çeşitli isteklerinin iletildiği, adakların adandığı; dilekler yerine geldiğinde kurbanlar kesildiği, bir garip evliyâdır.
DURSUN BABA
Kabri, Araplar Köyü'nde bulunmaktadır. Horasan Alperenleri'nden biri olduğu, İslâmiyet'i yaymak için geldiği, bu uğurda çevrede büyük mücadeleler verdiği söylenmektedir. Hayatının her ânını yöre insanını İslâm'ı öğretmeyi adayan Dursun Baba hakkındaki menkıbe de şöyledir :
Zile'nin Yeni (Yeğin) Müslüman Köyü'ne kötü bir haber geliyormuş. Haberin duyulması halinde köyde insanların bir çoğunun üzüleceğini bilen Dursun Baba, habercilerin önüne çıkmış. Uzaktan eliyle işaret ederek "Durun!" demiş. Haberciler, tek bir söz söylemeden yerlerinde kalmışlar. Bir zaman sonra geri dönmüşler. Horasan Alpereni'nin adı da, bu olaydan sonra "Dursun Baba" olarak kalmış.
Yöre halkı, hemen her konudaki muratlarının yerine gelmesi için sık sık Dursun Baba türbesini ziyâret etmektedir.
DUR MELİK GAZİ
Zile Merkez'de Dur Melik Gazi Mahallesi'nde olduğuna inanılmaktadır. Kabrinin mahalledeki bahçenin içinde olduğu söylenmektedir. Hattâ bu evin sokağa bakan kısmında küçük bir tekke camı olmasına rağmen bahçede kabir yoktur. Zira Melik Gazi'nin kabri bilindiği gibi Niksar'dadır. Ancak halk arasındaki söylentilere göre Melik Gazi'nin en son savaşta burada göründüğü ve savaştan sonra Dur Melik Gazi Mahallesi'nde kaybolduğu ifade edilmiştir.
1980'li yıllarda bu bölgede yaptığım araştırmada Dur Melik Gazi için söylenen rivayet şöyleydi : Melik Gazi, Kayseri ve Sivas dolaylarından düşmanla savaşarak Tokat'a kadar gelir. Tokat'ın yemyeşil çayırlarında, yorulmuş bedenlerini dinlendirmek; atların karnını doyurmak için ordu, istirahata çekilir. Ordu, Geyras Boğazı'nda dinlenirken; atlar sabaha kadar çayırlarda yayılır, tıka basa karınlarını doyururlar. Sabahın erken saatlerinde nöbetçiler askerleri kaldırmak ister. Ancak hemen hemen bütün asker çok yorgun olduğundan kalkmakta zorlanıyor. Üstelik, bizim kalkmamız önemli değil, atların karnı tok mu, asıl onlara bakın, diye geri yatıyorlar. Nöbetçiler bu defa askerlerin başına gelerek : "Kalkın artık, atlarınızın hepsi tok... Tok at!... Tokat!..." diye orduyu ayağa kaldırıyorlar. Bu olaydan sonra hayvanların karnının doyduğu bu yemyeşil çayırların ve ağaçların bulunduğu yere "TOKAT" diyorlar.
Melik Gazi, askerleriyle hızla Turhal'a, oradan Zile'ye doğru düşmanı büyük bir hızla takip ediyor. Karşı koyanı kırıp geçiriyor. Aman diyene dokunmuyor. Savaş, Zile'deki Dur Melik Gazi Mahallesi'ne kadar gelince; Melik Gazi, gaipten "Dur Melik Gazi" diye bir ses duyuyor. Kılıcı elinden bırakıp, ortadan kayboluyor. Kaybolduğu yere de "Dur Melik Gazi" adını veriyorlar.
Bu olayın bir başka rivayeti de şöyledir : Melik Gazi, askerleriyle Zile'ye giriyor. Bizans askerlerinin bölgedeki en büyük direnişi burada oluyor. Korkunç bir meydan savaşından sonra, düşman askerleri geri çekilmeye başlıyor. Zile'nin dış mahallelerine kadar düşman kovalanıyor. Türk ordusu son darbeyi Melik Gazi komutasında indirecekken, Zile ufkundan uhrevî bir ses : "Dur Melik Gazi, Dur!..." diye Melik Gazi'ye sesleniyor. Melik Gazi, kılıç elinde ve havada savaşı bırakıyor. Tam bu sırada düşmanlar, yüzlerce ok atarak Melik Gazi'yi sırtından vuruyorlar. Melik Gazi oracıkta şehit düşüyor. Bir anda ortadan kayboluyor. Komutanlarının şehit olup kaybolduğunu gören askerler, hınçla ve hırsla düşmana saldırıyor. Hepsini yerle bir ediyorlar. Zile fethediliyor, fakat büyük bir komutana mal oluyor.
Menkıbelerin nasıl çıktığı, ne şekilde geliştiği sorulmaz. Halkın gönlündeki kahramanların bir değil binlerce kabri vardır. Eski Zile halkının böyle bir menkıbesinin olması aslında son derece normal. Vatan için söylenen ve söyletilen her sözde, her destanda bir güzellik vardır.
ELİKLİ TEKKESİ (ZEYNEL ABİDİN)
Elikli, Tekke Köyü'nün çıkışında bir tepenin üstünde taşla çevrili bir mekânda bulunmaktadır.
Zeynel Abidin isimli Horasan erenlerinden bir zat buralara kadar gelir. Çevreyi görür, son derece hoşuna gider. Yerleşmeye karar verir. Bereketli topraklarında çift sürmeye başlar. Balta girmemiş ormanlardaki elikleri (Geyik) çifte koşar, buğdayını eker, hasadını yapar. Uzaktan bu Alperen'i görenler, "Elikli Baba" diye hakkında konuşurlar. Köye Elikli Tekke denmesinin sebebinin bu olaydan çıktığını söylemek mümkündür.
Halk arasında dolaşan bir rivayette; Zeynel Abidin'in elikleri çifte koştuğunu, geyikleri sağdığını öğrenen Amasya'da yaşayan şehzadelerden biri, askerlerini Elikli Tekke Köyü'ne göndererek "Zeynel Abidin'i buraya getirin!... Nasıl getirirseniz getirin!..." diye emir verir. Askerler, hızla köye gelirler, durumu Zeynel Abidin'e bildirirler. Zeynel Abidin, "Gelirim elbet, yalnız siz önden gideceksiniz. Ben arkadan geleceğim. Hiç arkanıza bakmayacaksınız." der. Askerler yola revan olurlar. Uzun bir süre giderler. Hatun Pınarı denilen yere geldiklerinde, hayretten dona kalırlar. Çünkü Zeynel Abidin çeşmenin yanında namaz kılmakta, iki geyik de onu beklemektedir. Geyikler, askerleri görünce dağa kaçarlar. Zeynel Abidin, askerlere "Siz gidin, ben gelirim." der. Askerler bir uzun zaman daha yol alırlar. Ferhat Arası denilen yerde yine Zeynel Abidin'i namaz kılarken görürler. Askerlerden biri ötekine : "Bak bu adam daha şimdiden bize kerametlerini gösterdi... Büyük bir erenlerden biri olsa gerek..." der.
Amasya'ya varan askerler şehzadenin karşısına çıkarak : "Şehzadem, Zeynel Abidin'den bir keramet iste!..." diye fikrini söyler. Şehzade, Zeynel Abidin'i görür görmez : "Amasya halkına nasıl bir ziyafet vermek istersin!..." diye, isteğini bildirir.
Zeynel Abidin, "Yarın sabah Amasya'nın her tarafına tellal çıkart!... Ziyafet var, Ancak güneş doğmadan kimse dışarı çıkmasın, diye."
Şehzade, ertesi gün şehirde tellal çıkartır. Halkı, büyük bir ziyafete çağırır. Sabah güneş doğmadan Amasya dağlarının çevresinde binlerce geyik gelir. Dağı taşı inletirler. Bunların içinden birini Zeynel Abidin seçer, geyikler dağa çekilir. Halk büyük bir meydana toplanır. Kocaman kazanlar kurulur. Geyik, besmele ile kesilir. Parçalanan etleri kazanlara doldurulur. Yemek pişer, Zeynel Abidin, halka hitap ederek : " Dilediğiniz kadar yiyin, ancak geyiğin bir kemiğini dahi dışarı atmayın. Meydanın ortasına beyaz bir bez serin, geyiğin derisini üstüne koyun. Deriyi ikiye katlayın. Geyiğin kemiklerini onun içine koyun.
Amasya halkı, tıka basa karnını doyurur. Geyiğin kemiklerini derinin içine doldurur. Yemek bittikten sonra Zeynel Abidin iki rekat namaz kılar, gönlünü Allah'a açar, dua eder. Kısa bir süre sonra geyik bezin içinde ayağa kalkar, topallaya topallaya dağa doğru yürür gider. Şehzade, geyiğin neden topal olduğunu sorunca, Zeynel Abidin :
"Geyik etini yiyenlerden birinin elmacık kemiğini derinin içine koymadığını" söyler. Şehzade bundan sonra heyecanla : "Dile benden ne dilersen" diye, Zeynel Abidin'in elini öpmek ister. Zeynel Abidin, büyük bir tevazuyla elini geri çekerek : "Kendim için bir şey istemem. Geyiklerime otlak isterim.." der. Şehzade de Elikli Tekke Köyü'ndeki yerleri ifade ederek : "Akkaya'nın Güneyi'ni, Boruk Taşı, Kara Tuzlayı, Çatal Başı, Sakal Tutanı, Ağıl Kayayı, Mercimek Tepeyi ve Ağzuvat denen yerleri geyiklerine otlak diye veriyorum... Sana da maaş bağlıyorum..." der.
Zeynel Abidin bir süre Amasya'da kalır. Halkın ve şehzadenin gönlünü alır. Şehzade, Zeynel Abidin'e kızını vermek istediğinde Zeynel Abidin : "Ben evliyim. Hem kızını alsam da, kızın benim geyiklerimi sağamaz. Yazık olur. " Şehzade, ısrar edince, Zeynel Abidin, Sultanla köye gider. Daha ayağının tozuyla sultana geyikleri sağmasını söyler. Sultan, ne yaptıysa, ne kadar uğraştıysa geyikleri bir türlü sağamaz. Zeynel Abidin, kızı geri gönderir. Sultan bir süre yürüdükten sonra birbirinin aynı olan, dört yol kavşağına gelir. Hangisinden geldiğini, hangi yöne gitmesi gerektiğini bîr türlü bilemez. Bir sıkıntı basar, orada Hakk'ın rahmetine kavuşur.
Kabri, Zeynel Abidin'in kabrinin Batı'sında bulunmaktadır. Zeynel Abidin'in ilk karısı Ayşe ve kızının kabirleri, köyün Güney'indedir.
Elikli Tekke'ye, yöre halkı oldukça fazla rağbet etmekte olup; pek çok dilek için ziyâret edilmektedir.
ELLEZ DEDE
Ayvalı Köyü'nün çıkışındaki tek mezara bu isim verilmiştir. Hakkında yeterince bilgi olmadığı gibi, nereden geldiği, ne zaman yaşadığı konusunda da elimizde bir bilgi yoktur. Zayıf da olsa elimizdeki bir rivayete göre : Zile ilçesinde Kâbe'ye gidecek olan kişiler önce Hacılar Köyü'nde toplanır; sonra da bu türbeyi ziyâret ederlermiş.
Ellez Dede Türbesi, hemen hemen her türlü hastalığa şifa dilemek amacıyla halk tarafından ziyâret edilmekte, adaklar adanmakta; kurbanlar kesilmektedir.
EMİR DEDE
Emir Veren Köyü'nde bir tepenin üzerinde taşlarla çevrili kabristan için bu isim kullanılmaktadır. Zaten köy, adını bu Alperen'in adından almaktadır. Emir Veren Dede'nin kabrine çıkarken son derece güzel bir çeşme vardır. Bu çeşmenin suyunun kabrin altından geldiği konusunda söylentiler vardır. Halk arasında şifalı olduğuna inanılan çeşmenin suyundan, ziyârete gelenler kana kana içmekte, piknik yapmakta, adaklar adanıp, kurbanlar kesilmektedir. Bölgeye yakın olan Abdal Musa Türbesi'ni ziyârete gelenler, bu türbeyi de ziyâret ederler.
EVLİYÂ
Kervansaray Köyü'nün çıkışında mekânı pek belli olmayan; ancak halk arasında "Evliyâ" olduğu düşünülen yerdir. Kim olduğu, nereden geldiği bilinmeyen tekkeyi, halk daha çok bayramlarda ziyâret etmektedir.
GÖZE
İğdir Köyü'nün Kuzey'inde, kaynak suyunun çıktığı yerdir. Mezarı ortalıkta yoktur. Ancak halk arasında çam ağaçlarının bulunduğu bu mekân kutsal kabul edilmektedir. Buradaki su, sıcaktır.
Rivayetlere göre, suyun çıktığı yerde köylülerden biri güzel mi, güzel bir kız görüyor. Köylü, kızı güç belâ yakalayıp, zorla eve götürüyor. Kız, köylüye ağlayıp sızlayarak, kendisini bırakması için yalvarıp durmuş. Köylü, kızın ağıtlarına dayanamamış. Tekrar suyun başına getirmiş. Kız suyun gözesine atlayıp gözden kaybolmuş. Bir kaç dakika sonra göze, kan rengine dönüşmüş. Buz gibi su, sımsıcak akmaya başlamış. Bu olayı duyanlar : "Bu kız, cin taifesinden biridir. Kızı, arkadaşları, sen insanoğluyla beraber oldun diye, öldürmüştür!.." diye yorum yapmışlar.
GÜRZ BABA
Şıh Köyü'nde bulunan, hakkında pek fazla bilgi bulunmayan bir kabrin sahibidir. Köy halkı, çeşitli dileklerinin yerine gelmesi için türbeyi ziyâret etmektedir.
HAMUR KESEN
Akgüller Köyü'nde bulunmaktadır. Adının nereden geldiği bilinmemekle beraber; Horasan Erenleri'nden olduğu tahmin edilmektedir. Sıkıntısı olanlar, acı çekenler, başı ağrıyanların sık sık ziyâret ettiği bir mekândır.
HELVALI DEDE
Dur Melik Gazi Mahallesi'nde bulunmaktadır. Türbede iki kabir vardır. Bu kabirlerin iki kardeşe ait olduğu tahmin edilmektedir. Mezar taşlarından birinde Abdullah Bin Mir Arslan yazılı olup, Hicri 730 tarihi nakşedilmiştir. Bu tarihe bakıldığında hazretin 13. yüzyılda buralara geldiğini söylemek mümkündür. Yöre halkı tarafından hemen her Perşembe ziyâret edilmektedir.
HIDIR DEDE
Kurşunlu Köyü'nde Hıdır Ellez Şenlikleri'nin yapıldığı mekândır. Özellikle 5/6 Mayıs Hıdırellez Bahar Bayramı şenliklerinin coşkuyla kutlandığı bir yer olarak bilinmektedir. Bu mekân, hem ziyâret yeri, hem de piknik alanı olarak kullanılmaktadır.
HOCA BEDEN (1)
Güzelbeyli Kasabası'ndadır. Türbenin üstü kapatılmıştır. Türbeden içeri girildiğinde bir merdivenle kabrin altına iniliyor. Altta fazla derin olmayan bir kuyu var. Halk bu kuyunun suyunu içerek şifa bulduğunu düşünüyor. Halk arasında Hoca Evliyâ olarak tanınmaktadır. Bu türbe, genellikle çocuğu olmayan tarafından ziyâret edilir. Bunun yanında yöre halkı, burayı bahar mevsiminde sıkça ziyâret ederse, yağmurun bol yağacağına; hasat mevsiminin bereketli olacağına inanmaktadır. Yine buraya gelen hamile kadınların çocuklarının ve Hoca Evliyâ'yı ziyâret eden çocukların zekâlarının açılacağı konusunda yaygın bir inanç vardır. Türbenin bulunduğu yerde Hoca Beden'in kabrinin hemen yanında, başı ağrıyan hastaların başlarını soktukları bir delik vardır.
Başının sürekli ağrıdığından şikayet edip, bir türlü çare bulamayanlar; bu deliğe dua ve niyazda bulunarak başlarını sokmakta, bir müddet beklemektedirler. Bu olaydan bir süre sonra baş ağrılarının geçeceğine inanan pek çok insan vardır.
HOCA BEDEN (2)
Hoca Beden Türbesi ve Çevresi - Çakırcalı Köyü
Çakırçalı Köyü'nün Güneybatı'sında, köyün üç kilometre uzağında, Deveci Dağı'na ve Güzelbeyli Kasabası'na hâkim, yüzelli iki yüz yıllık pelitlerin arasında; Peygamber sülâlesinden geldiği söylenilen Hoca Beden denilen bir şahsın yattığı türbe mevcuttur. Bu türbeye, 08.08.2004 Perşembe günü yaptığımız ziyârette, tamir ediliyordu.
Çakırcalı Köyü'nün Dinlenme Yerlerinden Biri
Postacı Ömer ALTUNSOY Fotoğraf Arşivi
İlkbaharda köy halkının toplu olarak ziyâret ettiği bu mekân, kutsal bir yer olarak kabul edilmektedir. Türbenin etrafındaki ağaçlara bez bağlayarak, çeşitli dileklerde bulunan ziyâretçiler arasında; çocuğu olmayan çiftlere, müzminleşmiş hastalıklardan canı yananlara, dünya nimetlerinden yararlanmak isteyenlere sık sık rastlanmaktadır.
HU DEDE
Kara Kuzu Köyü'nde bulunmaktadır. Türbesinde kendine ait bayrak ve sancağı bulunmaktadır. Hu Dede, genellikle yağmur duası için ziyâret edilmektedir. Yağmur duasına gidenler, Hu Dede'nin sancağını suya bırakmaktadırlar. Şayet sancak suda kendiliğinden açılırsa yağmur yağacağına, açılmazsa yağmayacağına inanılmaktadır.
HUY KESEN EVLİYÂ
İlçe merkezinde Osmanlı mimarîsinin en güzel örneklerinden biri olan Ulu Câmi'nin arkasında bulunmaktadır. Eskiden, türbenin üzerinde eski yazı ile yazılı taş kılıcı, taş atı ve taş beşikleri vardı. Şimdi bunlar asrî mezarlığa götürülmüştür. İnanca göre huysuz çocukların gömlekleri buraya götürülüp, türbedeki mezarın üstüne serilir. Bir gece bekletildikten sonra, gömlek çocuğa giydirilir. Bu sayede haylaz çocukların daha uysal olacağına inanılmaktadır. Benzer anlayışı Tokat merkezde, Almus'ta da görmek mümkündür. Huysuz çocuklar, buradaki beşiklerin içine konup bir müddet bekletildikten sonra huysuzluklarının geçeceğine inanılmaktadır.
Benzer bir anlayışı, Niksar Melik Gazi Türbesi'ndeki beşiğe benzeyen sandukalar için yapıldığını; daha önce okumuştuk.
Burada dikkat edilecek en önemli husus aynı milletin kültürünün alt motiflerinin bile ne kadar birbirine benzediğidir. Millet olmak kolay değildir. Türk Milleti asırların bağrında tarihten aldığı dokuları, ister önemseyin, ister önemsemeyin halâ muhafaza etmektedir.
HÜSEYİN GAZİ
İlçenin Güneybatı'sında Ağ Baba mevkisinin yakınında kendi adıyla anılan Hüseyin Gazi Tepesi üzerindedir. Bu türbenin Türk akıncılarından kaldığı konusunda bir rivayet olduğu gibi; Bizanslıları Anadolu'dan atmak isteyen Arap atlılarından kaldığını söylemek de mümkündür.
Hüseyin Gazi Tepesi'nde Bir Bahar Şenliği
Fotoğraf : Mustafa BELDEK - 01.05.2005
Hüseyin Gazi, Zile'ye ilk defa geldiğinde bu tepenin üstüne çıkmış; çam ağaçlarının üzerinde namaz kılmıştır. Türbenin çevresindeki çam ağaçları, bir şemsiye gibi düzdür. Türbenin yanında Hüseyin Gazi'nin atının ayak izleri olduğu söylenen birkaç çukur da vardır. Hüseyin Gazi tepesinin yakınlarında içindeki taş parçacıklarının mercimeğe benzemesinden dolayı Mercimek Tarlası adında bir tarla da vardır.
Halk arasında Mercimek Tarlası ile alâkalı şöyle bir rivayet vardır. Köylünün birisi tarlanın boş olduğunu zannederek, yarısına mercimek ekmiş. O gece rüyasına Hüseyin Gazi girmiş : "Tarlamı ekmene izin vermiyorum." diye köylüyü ikaz etmiş. Adam bu ikaza aldırmayarak tarlanın diğer yarısını da ekmiş. Akşam üstü Hüseyin Gazi adamın yanına gelerek : "Ben sana izin vermedim, neden tarlamı ektin? Mercimeklerin taş olsun!..." diye, çıkışmış. Aynı anda tarladaki mercimekler taş olmuş. Adam hüzünle çekip gitmiş. Hüseyin Gazi bu defa gönülden gelen bir nida ile : "Bu taşlardan itikatla alanların çocuğu bol olsun, gönlü huzurla dolsun. Kırk adet toplayıp da benim ruhuma okuyanların hepsi, erenlerden bir eren olsun." diye dua yapmış.
Hüseyin Gazi ve Mercimek Tarlası konusunda, halk arasında yaygın olan rivayetten çok; bir hikâyeye benzeyen olay da şöyledir : Bu konuyu Zile'de kime sorsanız, kiminle Zile'nin geçmişiyle sohbet etseniz, Hüseyin Gazi'den ve Mercimek Tarlası'ndan bahsetmeden geçemezler. İşte bahtsız bir Anadolu gelininin hayatı ile bir Veli'nin uhrevî dokusunu kaynaştıran hikâye.
"Zamanın birinde ailesini çok seven, fakir mi fakir bir gelin varmış. Gelin fakirmiş amma, kuru ekmeğini suya bandırıp, kimseden şikayet etmeden mutluluk içinde geçinip gidiyormuş. Gelinin hayatta tek dayanağı olan kocası ölünce bir avuç mutluluk da elinden düşüp büyük bir sıkıntıya düşmüş. İster istemez annesinin evine gitmiş. Babası vefat ettiğinde, evde üvey baba geline bir türlü yer vermek istememiş. Annenin ısrarıyla, üvey baba gelini kabul etmiş. Fakat bu gelini evden kovmak için sinsi sinsi plânlar hazırlamış.
Üvey babanın Hüseyin Gazi'nin Türbesi'ne yakın bir yerde, yokuş mu, yokuş, kolay kolay ekilmez biçilmez bir tarlası varmış. Genç kadına üvey baba bir kazma vererek, "Bu tarlayı hazırlayacaksın, sonra buraya mercimek ekeceksin!..." diye, zorlamış. Gelin, çocuğunun hatırına kazmayı eline almış, yavrusunu sırtına sarmış. Düşmüş sarp tarlanın yoluna. Tarlaya varmış ki, ne başına varılacak gibi, ne bağrı deşilecek gibi...
Hüseyin Gazi
Tepesi ve Yatırı
Fotoğraf : Mustafa BELDEK - 01.05.2005
Çocuğu, Hüseyin Gazi Türbesi'nin yanına koymuş. Başlamış tarlayı kazmaya. Kazmış, kazmış... Aradan nice günler geçmiş. Her gün bu işi yapmaktan gelin zayıflamış, çocuk soğuktan hastalanmış. Körpe yavru öldü ölecek. Kadın, üvey babanın yanına gelerek : "Çocuğumu doktora götürelim, mercimeği ondan sonra ekelim." diye yalvarmış. Üvey baba da : "Madem ki çocuğunu kurtarmak istiyorsun, önce mercimeği ek, sonra çocuğunu doktora götürelim." diye cevap vermiş. Kadın bakmış ki olacak gibi değil, almış bir çuval mercimeği bir omzuna, çocuğunu yaslamış, acı dolu bağrına. Yine alıp götürmüş, çocuğu Hüseyin Gazi'nin duvarına bırakmış. Başlamış mercimekleri ekmeğe...
Bir iki savurmuş, sağa sola çapa vurmuş, taşları kırmış hırsla... Yüreği ateşler gibi yanıyor; Hüseyin Gazi Tepesi'ne sert ve soğuk bir rüzgâr vuruyor. Ana yüreği bu, dayanır mı?... Koşmuş gül yüzlü çocuğunun yanına!... Bir de ne görsün?... Çocuk sessiz ve sakin, uçsuz bucaksız bir boşluğa bakarcasına masum masum gülmüyor mu... Ana yüreği bu anlamaz mı?... Yavrusu için karaları bağlamaz mı?... Çocuğunun öldüğünü anlayınca sesinin yettiğince çağlamış Hüseyin Gazi Tepesi'nin yamaçlarından... Dağ taş titremiş bu acıyla dolu çığlıktan... Yerin altı bile hareketlenmiş... Hüseyin Gazi kalkmış nur dolu yatağından... "Bu acı çığlık neyin nesi? Taş kesilsin buraya ekilen mahsulün tanesi..." diye, ilendiğinde koca tarladaki mercimekler taş kesilmiş. Bundan sonra da tarlaya " Mercimek Tarlası" denmiş.
Hüseyin Gazi Türbesi'ni ziyârete gelenler, bu tarladaki mercimeğe benzeyen taşları toplayıp; geri tarlaya atarak "Allah'ım çocuklarımızı bize bağışla!" diye duada bulunmaktadırlar.
Bir kısım çocuğu olmayan ziyâretçiler, bu mercimek büyüklüğündeki taşlardan yutarak, çocuklarının olacağına inanmaktadırlar.
Zile halkı, hemen her Ramazan ayında ve özellikle Kadir Gecesi, sahur yemeğinden sonra türbeyi ziyâret ederler. Türbeden önce Ağ Baba denilen yerde abdest alınır, türbenin çevresinde uygun mekânlarda namaz kılınır. Dua yapılır. Hüseyin Gazi Türbesi'ni yedi Perşembe ziyâret edenlerin dileklerinin kabul olacağına dair, halk arasında yaygın bir inanç vardır.
Kim tarafından söylendiği bilinmeyen şu dörtlük de Hüseyin Gazi Türbesi'nin Zile Ovası'ndaki hükümranlığının bir yansıması olsa gerek...
"Hüseyin Gazi Sultan Bir Belli Cansın
Halleynıiş Gönlüm
Kanalgan Kalsın
Hüseyin Ovanın Gözcüsü Sensin
Ayırma Bizleri Süründen
Medet!.."
İBRAHİM SANİ
Alaca Mescit Balâ Mahallesi Atalar Caddesi'ndeki bir evin bahçesinde bulunmaktadır. Mezarının bulunduğu yerde demir bir âsa ile yeşil bir pabucu vardır. Bu türbeyi daha ziyade ölümcül hastalar ziyâret etmektedir. Hasta olanlar buraya evlerinden su getirmektedirler. Getirilen suyun içine, hazretin âsa ile pabucu batırılmakta; ondan sonra da, hastaya bu içirilmektedir. Şayet hasta iyileşecekse çok kısa bir süre sonra belirtisi görülmektedir.
İSMAİL DEDE
Zile merkezinde İstasyon Mahallesi ile Gezir arasındadır. Horasan Erenleri'nden olup, türbesi küçük bir odadan ibarettir. Mezarının yanında suyunun şifalı olduğuna inanılan bir çeşme vardır.
İsmail Dede'nin türbesinin bulunduğu yer, eskiden içine kolay kolay girilmez bir sazlıkmış. Yerinin sazlık olduğu ve İsmail Dede'nin bu sazlığın içinde yattığı halk tarafından biliniyormuş. İsmail Dede, Zile'den çok uzak diyarlarda yaşayan bir adamın rüyasına girmiş. Bu sazlıkları göstererek : "Bu sazlıklar senin mülkündür. Git, mülküne sahip çık!.." diye, söylemiş. Adam hiç beklemeden tası tabağı yüklediği gibi yola çıkmış. Zile'ye gelmiş. İsmail Dede'nin mekânının sazlık olduğunu görmüş. Fakat mülkün başkasına satıldığını anlamış. Bütün varlığını ortaya koyarak bu araziyi satın almış. Satın alan adamların torunları şu anda, İsmail Dede'nin çevresindeki arazileri ekip biçmekte hem de İsmail Dede'nin türbesini korumaktadırlar.
İsmail Dede'nin evliyâ olduğuna dair elimizde pek çok rivayet vardır. Bunlardan ikisini buraya aktarmak istiyoruz. Türk Halkı sevdiği insanlara öylesine vasıflar veriyor ki, bazen bunca özellik bir insanda bulunabilir mi diye, düşünmek mecburiyetinde kalıyorsunuz. Teknolojinin zaman ve mekan kavramını ortadan kaldırdığı; insanın beyin ve gönül gücüyle madde boyutunu aştığını; maddenin izafî bir varlık olduğunun ortaya koyan görsel alanda pek çok filmler gündemimizi meşgul etmektedir.
Tasavvuftaki "tayyı mekân" (Mekân Değişimi) kavramının bugünkü teknolojik ve görsel kavramların uzandığı alanda bir kez daha düşünülmesi gerektiğine kesinlikle inanıyorum.
Şimdi bu konuyla yakından alâkalı İsmail Dede'nin rivayetlerine rahatlıkla geçebiliriz.
İsmail Dede'nin mekânı, bu sazlık olmasına rağmen, zaman ve mekân tanımadan bütün evreni gözetler, varlıkların lâhutî âlemdeki hareketlerini takip eder; kendisine verilen görevi anında yerine getirir, "Bezm-i Ezeldeki" takdirin bütün sırlarının vücut bulması için gezip dururmuş. Her yerde görünür, herkesle birlik olurmuş.
Bir gün Kayseri'den hareket eden bir bölük asker komutanlarıyla Bağdat'taki savaşa katılmak için yola koyulmuşlar. Tokat boğazına gelince durmuşlar. İsmail Dede, mekânında bu yolcuların geldiğini görünce : "Tokat iline misafir geldi. Aç mı, tok mu bir bakayım. Gidip yardım edeyim." diye, yola çıkmış. Göz açıp kapayıncaya kadar Tokat'a gelmiş. Askerlerin yanına yaklaşarak mütevazi bir şekilde, "Atlarınıza arpa getirdim. Eğer siz de açsanız karnınızı doyurayım." demiş. Askerler, bu pîri faninin aciz ve miskin haline bakıp, bu ihtiyar sekiz kişiyi nasıl doyuracak, diye düşünmüşler. "Biz tokuz, Allah razı olsun!" diyerek, İsmail Dede'yi göndermişler. İsmail Dede, elindeki bir avuç arpayı, küçük bir torbanın içine bırakarak yola koyulmuş. Gitmeden önce, "Darda kalırsanız, Zile'deki sazlıktayım." diyerek, bir anda gözden kaybolmuş... Askerler dinlendikten sonra yola çıkmışlar. Bir süre sonra atların arpası bittiği gibi karınları da acıkmış. İsmail Dede'nin arpası akıllarına gelmiş. Hayvanlara vermişler. Arpa bir türlü bitmek bilmiyormuş. Atlar, karınlarını tıka basa doyurdukları halde, yine de arpa aynen kalmış. Askerler, heyecanla durumu komutana bildirmişler. Komutan da "Atları doyuran bizi de doyurur." diye, İsmail Dede'nin mekânına varmışlar. İsmail Dede, küçük bir kazan içinde, yedi çeşit yemeği bir anda birbirine karıştırmadan pişirmiş. Askerlerin karnı doymuş. Kazanın içindeki yemekten bir dirhem bile eksilme olmamış. Askerler, bu durum karşısında İsmail Dede'nin elini eteğini öpmek istemişler. İsmail Dede, tevazu göstererek, "Gerçek saygı ve sevginin Allah'a ve O'nun Resul'üne gösterilmesini" söylemiş. Bağdat'ta kendilerine yardım vaat etmiş. Askerler, huzur içinde yola koyulmuşlar. Bağdat'a varmışlar. Ayaklarının tozuyla savaşa tutuşmuşlar. Tam bu sırada İsmail Dede'nin mekânına, atlı bir misafir gelmiş. İsmail Dede, misafirin atını ağaca bağlarken, gönül gözüyle Bağdat'taki askerlerin son derece zorda olduklarını görmüş. Hemen eline uzun bir tahta almış. Misafirin atına binmiş. Elindeki tahtayı kılıç gibi savurarak etrafta dört dolanıyormuş. Sanki Bağdat'taki savaş meydanın tam ortasında bir cengaver gibi savaşıyormuş... Kan ter içinde kalan İsmail Dede'nin bu halini gören misafir, hem endişelenmiş, hem de korkmuş. İsmail Dede, bir saat at üstünde döndükten sonra durmuş. Elindeki tahtayı bir kenara koymuş. Misafirinin fal taşı gibi açılmış gözlerini görünce : "Hey yolcu, bu korku, bu endişe niçin?... Sanki düşmanla sen savaşmışsın!..." Misafir : "Ne savaşı, ne düşmanı?"diye sorunca; İsmail Dede, durumu anlatmış. "Bağdat'a giden askerleri pusuya düşürmek isteyen düşmanların önünü kestim. Hadlerini bildirdim. Askerler şimdi daha rahat." cevabını vermiş.
Misafir, sözleri duyunca, inanmadığını bildirmiş. İsmail Dede, adamı çağırmış. Şahadet parmağın arasını göstererek : "Bak, bakalım ne görüyorsun?". Allah tarafından, İsmail Dede'nin şahadet parmakları arasından bir pencere açılmış. Bağdat'ta savaşan askerlerin hareketleri âyan beyan belli olmuş. Misafir, Bağdat'ı burnunun ucunda görünce şaşkınlıktan dili tutulmuş. İsmail Dede'nin karşısında el pençe divan durmuş. Bu olayı dilden dile anlatmış. İsmail Dede'nin marifetleri ülkelere yayılmış.
İsmail Dede'nin Türbesi'ni, hemen her konuda isteği olan pek çok âdem ziyâret etmektedir. Ayrıca hastaların gömlekleri türbede bir gece bırakıldıktan sonra; götürülüp hastalara giydirildiğinde pek çok hastanın kısa zamanda iyi olacağına dair bir başka inanç daha vardır. İsmail Dede'nin Türbesi, son zamanlarda restore edilmiş ve halkın hizmetine sunulmuştur.
KABAK DEDE
Taşkıran Köyü'nde bir tepenin üstündedir. Yağmur duası için ziyâret edilmektedir. Yine sık sık bu türbenin çevresinde kurbanlar kesilmekte; adaklar adanmakta, eğlenceler düzenlenmektedir. Türbede yatan velinin kim olduğu, nereden geldiği, ne zaman yaşadığı konusunda elimizde yeterince bilgi yoktur.
KABA ARDIÇ
Yüce Pınar Köyü'nün çıkışındadır. Hz. Ali'nin bir rivayette buraya kadar geldiği ve ardıç ağaçlarının gölgesinde dinlendiği, söylenmektedir. Zaten türbenin adı, burada bulunan asırlık ardıç ağaçlarından kaynaklanmaktadır.
Bir büyük evliyânın burada yattığı, ardıç ağaçlarının bu veliyi koruyup kolladığına inanan halk, burayı kutsal bir mekân olarak kabul etmiştir. Pek çok türbe kenarındaki ağaçlar için söylenen sözler; bu ağaçlar için de tekrarlanmaktadır. Ardıç ağacını kesenlerin, buradan bir yaprak veya kuru bir dal dahi götürenlerin başına türlü felâketlerin geleceği ifade edilmektedir. Özellikle yağmur duası ve çeşitli niyetlerin yerine gelmesi için halk tarafından sıkça ziyâret edilmektedir.
Kaba Pelit Tekkesi
KABA PELİT
Güzelbeyli Kasabası'nda yürümeyen çocukların götürüldüğü bir mekândır. Buraya götürülen çocuklar, tekkenin etrafında yedi kez dolandırılmak, dua ve niyazda bulunmak, çocukların yürümesinde adak kurbanı kesmek şartıyla, bir çok çocuğun iyileştiği konusunda inanç vardır.
KAMER KAYA
Turgut Alp Köyü'nde bulunmaktadır. Mezarın yeri belli olmamakla beraber, büyük bir kayanın yanında yer alan mekân, halk tarafından kutsal olarak kabul edilmiştir. Çocuğu olamayanlar tarafından ziyâret edilen bu türbe, aslında daha çok dağda hayvanları kaybolan vatandaşlar tarafından daha çok ziyâret edilmektedir. Hayvanları kaybolan köylüler, kaybolan hayvanlarına ait bir eşyayı bir gün bu türbenin yanında bırakmakta, daha sonra alıp ahıra götürmektedirler. Bu suretle hayvanların er geç bulunacağına inananların sayısı az değildir. Aynı türbeye, vahşi hayvanların ağzını "Kurt Ağzı Bağlamak" bağlamak için de ziyâret edenler vardır.